Her Öykünün Sonu

Turuncu tebeşirden koşu pistinin içinde yürürken, kim bilir ne zamandır esmemiş olan rüzgarın saçlarımı kibarca okşadığını fark ettim. Ne bir kuş, ne bir böcek; az önceye sıkışıp kalmış rüzgar dışında uzun zamandır ben hariç hiçbir şeyin hareket etmediğini fark ettim.

Bazen rüyalarımı yazarken yaklaşırdım bu gibi anlara: Çoğu rüyayı kendime anlatırken anlattıklarımı istemeden zihnimde tekrar görselleştirir, anlatırken eksik kalan, kaybolmuş ya da yarım kalmış detaylardan dolayı böyle hareketsiz sahneler yaratmış bulurdum kendimi. Çiçekli elbise giyen bir kadını anlatırken üzerindeki çiçekli elbiseyi zihnimde canlandırarak, görünürde hiç raftan çıkarılmamış hatta henüz dikilmemiş kumaşını, bütün gün giyilmiş bir elbise sanmak, rüyalara has bir eksiklikti. Bir sürü farklı fotoğrafı yan yana dizip bir hikaye uydurmak gibiydi rüyalar üzerine düşünmek.


Sanırım fotoğrafların da rüyaların da ne zamandır yürüdüğümü bilmediğim bu pistte yürüyor olmayı andıran bir tarafı var. Kafamı kaldırsam ne kadar büyük olduğunu tekrar fark edeceğim onlarca akasya ağacının dallarından havalanan kuşların uçuşu, ben görmedim diye yaşanmamış değil. Yine de ben, burada elime bir tüfek alıp namluyu çenemin altına koysam ve tetiğe bassam, vadinin öteki ucundaki birinin gökyüzüne dağılan kuşları göreceğine emin olabilirim. Tabii eğer orada biri varsa.


Bu pistte yalnız başıma belki saatlerce yürüyüp sonunda kendini evimde bulduğum günlerin sayısı son zamanlarda bir hayli arttı. Arkamda üniversite hastanesi, sonra iki adet tenis kortu ve bu pist, ardından sarı patika ve bir futbol sahası, sonra geniş bir cadde ve sokağım; ardından nihayet evim.


Benim en sevdiğim fotoğraf, bu hikayenin sınırları dışında kalan bir gölde çekildi. Ben ve beş yaşındaki oğlum yan yanayız bu fotoğrafta, oğlumun ellerinde küçücük bir kıraça var, kaçmasın diye sıktığı, hayvana zarar vermemek içinse avuçlarını geniş tuttuğu fotoğrafta bile belli oluyor. Kafasındaki kulaklı şapkası ve yüzüne yayılmış, fotoğraf için takındığı tuhaf gülüşte komik bir masumiyet var. Bu fotoğrafın bir kopyası odamda, bir kopyası da yatak odamda duruyor. Geçmişe hapsolmuş o anın önünü, kendisini ve arkasını o kadar çok düşündüm ki, o gün de kuşlar uçuyor muydu, gerçekten salkım söğütler yapraklarını göle dökmüş müydü emin olamıyorum artık. Yine de o günü kendime anlatıp duruyorum.


İnsan hafızası oldukça hoyrat kullanıyor ruhun enerjisini. Benim unutamadığım şeylerin de, tekrar tekrar hatırlamak istediğim şeylerin de üzerinde, bugün kafamı kaldırıp bakmadığın akasyaların ya da salkım söğütlerin düşüreceği heybette gölgeler var. Oğlumu omuzlarıma oturtmanın burnumu yakan mutluluğu da, son zamanlarında sıkça gördüğü tuhaf rüyaları anlatırken hissettiği stresi ses tonunda duymanın üzüntüsünü de karanlık şeylerle ilişkilendirmişim beynimde. Bunların hepsi net bir şekilde hatırladığım ve arka arkaya koyabildiğim fotoğraflar. Çok güzel olduğuna emin olduğum daha önemsiz anların gerçekten de çok güzel olduğunu her fırsatta hatırlatıyorum kendime. Böylece bu fotoğrafların arası dolmuş oluyor. 


Bir başka fotoğrafı bu pistin içinde, üç yıl önce çekildik. Fotoğrafa konu olmamış, pistin hemen yanındaki tribünde oturup sevdiklerimle paylaştığım, yıllar, aylar, günler, saatler oldu. Oğlum, herhangi hırsla beslenmeyen türde bir sevgiyle yaklaşırdı koşmaya. Ben yıllarca başkalarıyla rekabet ederek koştum. Annem ve  ben varız fotoğrafta. Fotoğrafı oğlum çekti.


Oğlumla paylaştığımız en sarsıcı, dolayısıyla ben de ölene kadar muhtemelen unutamayacağım en acı an, başının ağrısını durdurmak için bir tüfek alıp kafasına sıkmayı göze aldığını dile getirdiği akşamüstüydü.


O henüz bebekken tamamını tahta dizayn ettiğim, bu yüzden de yıllarca benimle dalga geçtiği ancak hiçbir zaman değiştirmeyi teklif etmediği odasındaki yatağında oturmuş, başını ellerinin arasına almış, dişlerini var gücüyle sıkıyordu. O çabasına rağmen kaçırmıştı bu sözleri ağzından. Cümlesini bitirir bitirmez, kafasını kaldırıp gözlerinde korkunç bir pişmanlıkla baktı bana. Ben oğlumun beni üzdüğünü düşündüğü için çok üzüldüm.


Tuhaflığına şaşırıp küçük kağıtlara çizdiği karakterleri bana kelimelerle anlatamayacağı tuhaflıkta oldukları için çizdiğini söylerdi. Ben yine de, yerini henüz korkuya bırakmamış heyecanla bir şeyler anlatmasını çok sevdiğim için, ona resimdeki karakterlerin ne olduğuyla ilgili sorular sorar, anlatmasını isterdim.


Bu, bir kuş. Oldukça küçük, yüzebilen bir kuş. Kocaman bir oltadan kaçıyor. Kaçarken hızlı olabilmesi için kısa, ince kanatlara sahip. Sarıya çalan gözleri onun oltayı çok uzaklardan görmesini sağlıyor.


Her seferinde bir yerde duraksayıp, ona bunu anlattırdığım için kızıyor. Kuş, oltadan kaçabiliyor mu?


Bilmem, herhalde kaçabiliyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

beni bir sır gibi sakla

cvcvcvcv

Çok Şükür Rabbime

önsözü atla buradan başlayalım