Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İsyan Ettim

Hayatta hiç kimseye güvenmem. Anama da güvemezdim, babama hiç güvenmem. Allah bir çocuk bağışlamadı fakat prensip olarak ona da öyle sonuna kadar güvenmezdim olsaydı. Sonuçta çocuk bu, yalan da söyler, ebeveynlerinin arkasından iş de çevirir. Doğası gereği çok da güvenmemek lazım. İsterse dört dörtlük insan olsun, dereler dolusu sevdiğim bir kadın olsun, ı-ıh, güvenmem. Güvenemem. Şimdi diyeceksiniz ki 'yahu, bu adamın derdi neymiş de bu kadar kesin bir dille kimseye güvenmeyeceğini söylüyor?' Ya da 'bununki de boş laf canım, insan dediğin birine güvenmeden yaşayabilir mi?' diye düşüneceksiniz. Yaşar efendim, bal gibi de yaşar. Hatta bilakis, güvenmek öldürür. Her zaman tetikte olmak lazım. Lakin ben de bunları anamın karnında tecrübe edip kimseye güvenmemeyi kendine -neredeyse- iş edinmiş bir adam olarak dünyaya gelmedim. Zamanında benim de durumum güvenle sorunu sokaktaki vatandaştan fazla olmayan, alelade bir adamınkiyle aynıydı. Sonra bir gün, dar bir kaldırımda yür...
Dilediğim şey uçmak değil Kıyına demir atmaktır

İstekler ve İhtiyaçlar

kadıköy'de bir akşam vakti seni öpmek isterim; kaşlarına sürülü gizi gözlerinden izlerim seni öpmek isterim gözlerinin mehtabına dalıp o güzel saçların gibi denizin dibi kokmak isterim seni öpmek isterim yarım kalmış cümlelerime yalnız güzel dudaklarından bir nokta beklerim seni öpmek isterim keşkelerimle dolu belkilerimi nefesinle yakmak isterim daha önce hiç öpmemiş ve bir daha hiç öpemeyecekmişçesine kadıköy'de bir akşam vakti seni öpmek isterim seni öpmek isterim bendeki neyse senden yana yine senin için ellerimle bölmek isterim gün doğmadan vücudunda rüzgar olup derinde esmek dudaklarından öpmek isterim seni öpmek isterim güz gelmeden bütün mumlarımı ruhunla eritirim ben her gece ölümü düşlerim fakat ölmeden önce dudaklarını kadıköy'de bir akşam vakti doyasıya öpmek isterim

Eski Bir Kitabın Arkasında Rastlanabilecek, Çok Okunaklı Olmayan Bir El Yazısıyla Yazılmış Olması Muhtemel Bir Dörtlük

Mevsimler geçse de üzerimizden, Takvimler tükenene dek bileceğim. Sen benimsin kar çiçeğim, Yağmur olup üstüne döküleceğim...

Sevil (16/12/2012)

Evim. Güzel evim. Rüzgârın soğukluğu parmak uçlarımı kesiyor. Bunun gibi gecelerde anlıyorum ait olduğum yerin sokaklar, ait olduğum şeyin rüzgârlar olmadığını. Neyse ki çok yürümeyeceğim. Ceplerime bir bakayım.. Anahtarım yok. Neyse, karıcığım beni bekliyor olacak, asla uyumaz ben eve varmadan. Sevgi doludur o! Evimin papatya kokan kadını. Saat kaç? Sanırım saatimi de evde unuttum. Yine de gecenin ilerlediği bariz. Ayaz tir tir titretiyor beni. Karıcığım kek ayırmış mıdır bana? Eve gidince sıcacık yerim kekimi, tabi oğlum bütün kekleri bitirmediyse. O da annesi gibi ya, gözlüyodur belki de yolumu şimdi. Yok canım, uyumuştur. Saat ilerledi! Ceplerime bir bakayım... Birkaç parça solmuş papatya. Koparılmışlar belli ki. Evine dönüyorsun yaşlı adam! Sıcacık evine dönüyorsun. Her zamanki gibi sarı çiçeklerin kokusunu içine çekeceksin apartmanın kapısından içeri girmeden. Böylesi üşüdüğünü unutacaksın pembe apartmanının demir kapısına geldiğinde. Karının gölgesi seçilecek camda. Kitabını oku...

Büyütülecek Şeyler

günlerin bala çalındığı bir gündüzdü. kimi seher vakti der, önemsiz. bir ben vardım kayda değer; geri kalanı ya saatten habersiz, ya bir köşede sızıvermiş başı dumanlı kimselerdi. saygıdeğer ben ve ben, öylece dikilmekteydik her şeyin başladığı gibi biteceği güneş denli mavi suyun kıyısında. çınlamamıştı henüz turnikeler; vatandaşlar vurmamıştı cüzdanlarını. çokça içilmişti yerdeki şişeler. akşamdan kalma şeyler konuşurdu, öyle vakitlerdi ki ayakta olana; insanın zoru olmalıydı aklından, fazla bile değil, yoktu güneş henüz, vurmuştuk bizi denize karşı önceki gün biçilmiş çimlere. bizdeki dert de dertti çünkü; paylaşamazdık sokaklar gibi, yürünecek şey değildi üzerinde. kırılmıştı balatamız. kaybolup gitmiştik akan trafikte. maaşlarımızı cebimize koyunca, bir tek atmaya gidilmeliydi; gönül ağladıkça büyürdü acı, tesellimiz kadehin içine düşmüş pekala kaybolmuş olabilirdi. göz yaşlarımız niye akıyordu sahi? biz miydik hayatımızın sahibi? bir şans daha olsa elimizde, döner miydik bu diyar...

Sakarya'nın Hırçın Suyu

Resim
Bundan 15 yıl kadar önce, Burdur'lu bir kız arkadaşım vardı,bir İstanbul seyahatinde hasbelkader tanışıp sevgili olmuştuk. Bazı haftasonları kaçıp geliyordu İzmir'e, ben de iki kuruş harçlık çıkarmak adına Güzelbahçe'de bir av dükkanında çalışmaktaydım o sıralar; derken bir gün Pamukova'dan bir telefon geldi: Dayım ayağını kırmıştı. Dükkandan bana ulaşabilmişler, anneme söyleyeyim diye aramışlar. Tatsız bir haberdi bu, kuzenimin okumak için Ankara yolunu tutmasıyla evin bütün yükü dayıma binmişti. Anneannem evi çevirir, dayım parayı getirirdi. Yengemin pazara tavukların üç beş yumurtasını satması ne evi doyururdu, ne suyu döktürürdü. Ben de ilk otobüsle köyüme gittim. Dayıma uğradım, sağlığına baktım ve iki hoşbeşten sonra vardığım akşamüzeri işe koyuldum. Bağın üç haftalık işi vardı toplamda. Sıkı çalışıp vakit kaybetmeden geri dönmeliydim, aksatmaya gelmezdi bağ bozumu. Ben çalışmaktayken kız arkadaşımın haberini aldım, iki haftaya İzmir'e geliyormuş. Aradım durum...

10.000 Tane Yırmıh

(...) "Peki," dedi adamın küçük kız diye hitap ettiği -aslında küçük kızlıktan sıyrılılalı epey vakit olmasına rağmen bu durumu kendi yaşlı sapkınlığına veren adamın muhattabı- genç kadın adama, "sizi şu anda ne mutlu ederdi?" Ufak bir omuz silkmenin karşılığında, gözlerini ayırmadan: -Lafı geçiştiresiniz diye sormuyorum bunu Yüce Julius. Soruma cevap verin. Dikkat ettiyseniz saygıdeğer 'siz' kalıbıyla kuruyorum cümlelerimi, dedi. Adam dört duvar içinde hapsolmuş kıpırtısız havada iyice solmuş sigarasını dudaklarıyla harladı, çıkan dumanı alabildiğine içine çekti. Kendi kendine söylediği yetmiyormuş gibi, küçücük bir kız tarafından düpedüz dalgaya alınmak kendisine koymuştu ama, biliyordu ki elindeki sigaradan ve sokakta yürürken kendini hatırlamasıyla duruşunu dikleştirmekten başka bir şey değildi: -Ucuz bir genel kültürün mahsulü olmak beni onore etti doğrusu. Saygıdeğer bendenizin sürekli yerdiği fakat parçası olduğu bu tekdüzeliği önlemek adına hiçbir şe...

3 Kuruşun Hesabını Yapacak Adam Değilim

Resim
Babamı talihsiz bir kazayla kaybettikten sonra, hayatım keskin bir viraja girip yeni bir düzlüğe çıkmıştı. Babamı hiç tanımadım, bilinçli olduğum zamanların tamamında üvey babam yanımdaydı. Peder aşağı, peder yukarı anlaşırdık aramızda. Hayvan oğlu hayvanın tekiydi benim bu peder; annemin ezik karakteri sağ olsun kendi evime giremediğim vakitler oldu, öğrenci yurtlarında kaldım, 'senden bi' sikim olmaz' yakıştırmasıyla yatıp kalktım. Hani demiştim ya babamın ölümüyle hayatım yeni bir düzlüğe girdi diye, bütün bu olanlar da o düzlükte cereyan eden olaylardı. Şimdi diyeceksiniz ki: "Aga sen bunları bize niye anlatıyosun?" 'Hayvan herifin tekiydim fakat bütün bunların da bir sebebi vardı'yı uyandırmaya anlatıyorum. 16 yaşıma bastığım senenin yaz tatiliydi. Lise ikiyi bitirmiştim. O zamanlar babaannemlerin evinde kalıyordum. Aile durumum malum-- babaannem de benimle ilgili bütün arkadaşlarımın ebeveynlerinin düşündüğü şeylerle aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüy...