Kayıtlar

Eylül, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Solo - 3

*Hata yaptığında üzülmeyeceğin bir başkasını hata yaparken oturup izlemek çoğu şeyden daha zevklidir; çünkü yaptığı hatada senin hiçbir suçun yoktur ve tek suçlu o olduğu için ona istediğin kadar söylenme hakkına sahipsindir. *Yeni insan demek, yeni zaman kaybı demektir. Ve evet, zamanımızı güzel şeyler uğruna harcamayı severiz. *Biz sıkıştığımızda nasıl tuvalete çıkıyorsak, mutluluğumuz da bu ihtiyacını yüzümüze gülümseme bırakarak yapar. *İnsanlara göründüğümüzden çok daha mükemmelizdir aslında, çünkü her seferinde ya o insan tamamıyla yanlış bir zamanda gelmiştir ya da her şeyi yanlış yorumlamıştır. *İlhamı beklemeyin, çünkü o bir damacanada bekler ve pompaya çok bastığınızda siz istemeden taşacak olan sudan farklı değildir. *Kalıplarına göre yaşamaktan pişman olmayacağınız tek şey, size uygun kot pantolonu giymektir. *Ne zaman canınız yanıyorsa, o zaman size en yakın insan ayağa kalkıp bağırdığınızda duymayacak uzaklıktadır. *En değerli şeyinize yaklaşan tehlikeyle görüşünüzün bula...

Yanlış Tahmin (ya da bir başka açık mektup)

Resim
Şu anda ya yoldasın ya da vardın oraya. Gerçi ne değişecekse, kayıplardasın sonuç olarak. Çok sık görüşen insanlar olmadığımız için (bu sıkılık derecesini ikimiz de gayet iyi biliyoruz) pek bir farkı yok önceki günlerden benim için. Fikir biraz koyuyor olabilir ama olsun, senden önce de yaşıyordum, büyük ihtimalle sonra da yaşayacağım. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu yazıyı üzerine alınacak onlarca kişi tanıyorum. Okuyacaklar ve üzerlerine alınacaklar. Hatta şu satırı okurken bile yazının kendilerine olduğunu düşünecekler. Bu saçma karışıklığı gidermek için söylüyorum, varlığından haberdar olan tek arkadaşım Bulut diye seslendiğimiz çocuk. Bir tane daha var ama onu da yazarsam işin gizemi yok olur. Kart atıver sana zahmet Sorunlarını kendi kendine yaratan bir manyaksın. Çünkü inanıyorum ki, her insan evladı sorunlarının bir kısmını kendi kendine yaratıyor. Çocuk sahibi olmak da sorun satın almak gibi mesela. Neyse, sana manyak diyorum ama alınmayacağını da biliyorum, çünkü her ş...

Bencil Miyim?

Resim
Merhaba sevgili okur, eğer sen de izin verirsen, içimi dökmek istiyorum sana. İyi bir insan olduğumu düşündüm hep. Aslında iyi olmayı değil de, takdir edilmeyi istedim, ve takdir edilmek için de iyi olmak gerekiyor. İyi olmayı isteseydim eğer, iyilik yaptıktan, ya da iyi bir şey yaptıktan sonra "hey bakın ne yaptım!" konulu hal ve hareketlere bürünmez, sessizce yapar efendi gibi otururdum yerime. İyi olduğu için iyi olanlarınızı gözlerinden öpüyorum bu yüzden. Takdir edilmek, omzumun sıvazlanması neden bu kadar mutlu ediyor beni? Günün kahramanı olacağım için mi, yoksa ihtiyaç duyulan olacağım için mi? Bence ihtiyaç duyulan olacağım için. Geçen gün halamla muhabbet ediyordum. Çok güzel bir şey söyledi. Zaten büyükleri dinleme taraftarıyım, dikkatli dinlersen onların yıllarla satın aldığı önemli bilgileri erkenden ve bedel ödemeden alabiliyorsun. Neyse konumuza dönelim, halam biz konuşurken çok güzel bir saptamada bulundu. Şöyle dedi: "İnsanlar ihtiyaç duymadığı sürece ya...

Köpeğin Fikri

Resim
Şehrin dışında sayılabilecek bir yerde, pembe duvarları olan büyük bir villa vardı. Bu villada iki tür canlı yaşardı: bu türlerden birini sahipler, diğerini ise Boncuk oluştururdu. Tamı tamına üç tane sahip vardı villada. Bu sahipler pembe duvarların içinde yaşarlar iken, Boncuk ise kendisine yapılmış olan ahşap rengi kulübede uyurdu. Sahipler gibi değildi Boncuk, onlar gibi kapalı bir yerde bütün hayatını geçirmek istemezdi ve geçiremezdi de. Sahiplerden biri boynundaki soğuk demiri çözdüğünde geniş ve yemyeşil çimlerle kaplı bahçede yuvarlanır, koşar, oynardı. Yalnız bahçeden çıkmaya cesaret edemezdi, çünkü çıktığında sahipleri Boncuk'un canını yakıyorlardı. Bu villada söz sahibi kişi sahiplerdi.Sahipler isterse Boncuk yürür, istemezse yürümezdi. Ne kadar şehrin hemen yanında da olsa, Boncuk'a göre dışarısı sınırsız bir boşluktu, çünkü yeşil çimlerden ve beyaz çitlerden dışarı sadece yirmi saniyeliğine çıkmıştı ve bu yirmi saniye nerede olduğunu anlamaya çalışmakla geçmişti....

Haiku Denemeleri

Saygılıyız ama Ama sadece iş, "Görüşürüz" e geldiğinde Yağmur yağmadıkça insan Ne kuru bir sandalye arıyor Ne daha ıslak birini İki nokta arası Sonsuz uzaklık Diğer ucunda sen varsan Yarın nedir ki? Saniyeleri öldür, Saatleri parçala. Pamukta yaşıyor Filizleneceğim diye, Fasulye misali naz yapıyor. Dünya büyük değil, Sadece ucundan azıcık Paçalarını kısaltmamız lazım Hayat çok yakışıyor, Şuh kahkahaya Emin adımlara Kendin gibi ol, Ya da bana bak, Orada ne görüyorsan. Susmaksa hakikat Sus hadi Ruhun yokmuş gibi. Hazır adını yazdım Kırmızıyla da geçmişken Kendiminkine el atmalı Münasebetimiz hep senli benli, Saygı yok aramızda, Yoksa sığmıyor mu? Hep kandırmaca zaten. Ucundan alacağız dediler, Pilava atacak kadar aldılar. Dışarıdan öküz gibiyimdir ama, İçimde Dingo'nun ahırı var, Bütün hayvanları kullanabilirsin. Zenci nedir ki, Daha da yozlaşıp "Afrikalı" diyebilecekken? Anlam mı arıyorsun? Bana bakma, Harcadım ben hepsini. Acı acı haykır Öyle gerçekçi olsun ki Ö...

Zor'a Mahkum

Her şey güzel olacak. Evet, sonunda da olsa güzel olacak.. Ölüm hakkında bir yazı yazmıştım sanırım. Şimdi biraz daha detaya girmek istiyorum bu mutlak sonuç hakkında. Öncelikle şunu söyleyeyim: Mutlak sonuç yok. Varsa bile, bizlere yok. Mutlak sonuç nedir? Bir kere bunu bünyemiz kabul etmez. Mutlak son, mutlak sonuç, hep acı verir. "Peki şimdi ne olacak?" diyorsak, -ki diyoruz-, bir işi yaptıktan sonra "şimdi ne yapmalıyım patron?" diyorsak, -ki diyoruz-, canımız sıkıldığında "yemek bittikten sonra ne yapabilirim?" diyorsak; -ki diyoruz- mutlak son fikri bize koyuyor demektir. Öldükten sonra fişimizin çekileceğini düşünsenize bir. Peki şimdi ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Evet, hiçbir şey, ne bunu düşünecek bir beynin, ne de sonrasını dolduracak bir zamanın olmayacak mesela. Mutlak son yoktur. O yağmurun ıslattığı toprağın hoş kokusu, fısıltıların sessizliğini yırtan o uzaktaki arabanın sesi, babanın o yaşlı ama donuk gözleri, gömülen bedenin hareketsiz...

İçinde Filizlenmek Geçen Yazı

Resim
Bu yazı gerçekten uzun olacak gibime geliyor. Çünkü kafamda yaklaşık 3-4 yazılık bir materyal var şu anda, ve hepsi de tek cümleden filizlenen fikirler. "Tek cümleden filizlenen fikirler." *Nasıl yani tek cümle, neyden filizleniyor bu? Ya aslında haklısın, tek cümle falan değil. Çünkü kendi adıma düşüncelerim "Soysuz şunu şöyle diyeceksin bak tamam mı?" gibi kesin bir komut içermiyor. Dur, lafımı bitireyim. İstisnaları var tabi ki, mesela önemli bir iş yapacaksam, içimden "Kırmızı olanı alacaksın. Sarıyı değil. Kırmızı olanı alacaksın. Sarıyı değil. Kırm..." diyorum, ama takdir edersin ki bu bir "düşünme" değil, daha çok kendi kendine tembihleme. Anne yüzü görmüş olan bizlere annelerimizden bizlere birer yadigar diyelim buna da. Neyse, konumuza dönelim. Aslında "düşünme" eylemi çok bulanık bir eylem. Neyi düşündüğünü çok rahat ve net görebilirsin, bunda hemfikiriz. Fakat tam olarak "nasıl" düşündüğün kısmı biraz çetrefilli. Ha...

Çocuk

Resim
Hayır çocuk, hayır! Senin çizgin orası. Oradan bir adım bile gelmeyeceksin. Çizgilerini çizmeyi öğrenmedin, ben çizeceğim. Hayır, çocuk! Seviyorum seni elbet, ama sana bir şey olmasına izin veremem. Seni göremeyecek olma düşüncesi bana çok, ama çok acı veriyor. Ben bencil miyim çocuk? Ben ne cani, ne de katilim çocuk! Korkma benden, izin ver seveyim seni, öpeyim kokunu içime çekerek. Bilmiyorum, belki de katilim, katlettim mi senin çocuksu mutluluğunu, rahatlığını? Yaşlandırdım mı seni, küçük bedenine çok mu sorumluluk yükledim yoksa çocuk? Hataların var çocuk! Ben ise salak gibi onları bir bir düzeltmeye çalışıyorum, kendime ait düzinelercesini düzeltmeden önce. Önceliğim sensin çocuk! Hayatımın sonunu aşağı yukarı kestirebiliyorum, ama sen daha yolum başında bile değilsin. Senin yaşamını kendiminkinin eksikleriyle doldurmak isterdim çocuk, ancak "benim söylediğim gibi olmanı" istiyorum senden. Kendi sonum beni rahatsız ediyorken, aynı sonu sana biçmek çok mu aptalca çocuk? ...

Yazlığın Sifonu Bozuktu

"O ne" diye sorsanız, Alacağınız cevap "bok"tu. Bana soracak olsanız, Onun adı Soe'ydu. Başta tek parçaydı, Sevdiğinin gözleriyle, Nefes alır, yaşardı. Ve herşey, çok yemekle başlardı. Sevdiğiyle tek vücuttu, Geçmişi düşündü; Eskiden baharatlı sucuktu. Dana olduğu da olmuştu. O günü beklerdi hep, Kaçacak ve dalacak, Serin sulara yelken açacak, Ve yeniden doğacaktı... Olmadı, zaten hayatla kavgalıydı, Bir ayrılık kaldıramadı. Olmadı, zaten hayatta yaşadığı toplam; 2 saat 4 dakikaydı. Korkunç güne başlarken, Sadece "hissetti" sevdiğini. Öpmek, sarılmak gibi şeyler, İnsanca, pek acizce şeylerdi. Çıkarken umutluydu, Tabi dalacaklardı derinlere, Ne kıskançlık, ne de herhangi bir duygu, İnemeyecekti onlarla, o derinlere. Büyük gün geldiğinde, Soe, tembihledi sevdiğine: Bana yakın dur, Tazyiğe uzak. Önce çıktılar oradan, Atladılar ve daldılar, Tek sorun, iki parçaydılar. Çok ama çok zayıftılar. Sifon çekildi, Tazyiksiz suda kayboldu sevdiği. Sue hala oradaydı...