Kayıtlar

Temmuz, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Farklı Sözcüklerle

Resim
Şu günlerde gerçekten yorgunum. Zaten biliyorsun bu halimi. Çok yordun zamanında beni, çok fazla terledim senin için. Şimdi de terliyorum ama başka bir sebepten, yorgunum, enerjim dipte. Kafam cok dağınık, elimi kaldırsam gereksiz bir anıya çarpıyorum, adım atmak için bu salak anıların üzerinden atlıyorum. "Bir ara temizlemek lazım burayı,diyorum,açarım arkadan müziğimi toparlarım,bu tür işleri yapmayı öğrenmeliyim yavaş yavaş" Neden bu kadar terlemiştim ki ben? Hatırlamıyorum. Duşa girmekte karar kılıyorum. Yıkanıyorum. Saçlarımdan akan suyun aslında o kadar da güzel olmadığını fark ediyorum. Tadım kaçıyor, çünkü su tatsız. Sol kolumu kırıp dirseğimi duvara yaslıyorum. "Duş alırken ağladım" ambiansı yaratıyorum, sonra çok ucuz geliyor, ağzıma dolan suyu tükürüp yapıştığım duvardan iki adım geri çekiliyorum. Kafamı kaldırıp duş başlığına bakıyorum, gözlerim yanıyor gelen sudan. İşte o zaman ağlıyorum iki damla. Sonra ucuz duş ambiansını  bir kenara bırakıyorum ve kü...

Her Zamanki Gibi Bulutlu

Resim
Saat 22:43 Konuşuyoruz. Onu düşünüyorum. Susmuyor. Sürekli birşeyler söylüyor. En gereksiz iş için bile "acillll" diyor. Mutlu muyum? Mutluyum. Saat 23:10 Yeni birşeyler bekliyorum. Gözüm saatte. Konuşuyorum onunla. İlgilen benimle diyorum. Umursamıyor. Godfather çalıyormuş gitarda. Helal olsun. Saat 12:13 Onunla konuşuyorum. Saçmalıyor. Rock diyor, Spellbound diyor, çok afedersiniz "ibneee" diyor. Mutluyum. Saat 12: 16 "Three Days Grace - Home başladı :D". Evet bir radyo sitesi bulmuş, orada eğleniyor. Bundan üç yıl 5 ay önce: Saat 13:01 Onunla oynamayı çok seviyorum. Çok eğlenceli. Kafasını tahtaya vuruyorum ve "ah" diye ses çıkarıyor. Garip. Düğmesini henüz bulamadım. Saat 14:26 Bahçede boğuşmaya devam ediyoruz. Bu arada dizim kedi bokuna giriyor. O görmeden pantolonunun paçasıyla dizimi siliyorum. Saat 17:18 Artık akşam oldu sayılır. Annesi gelip alacak onu. Oysa çok eğleniyorduk. Neyse gitsin, zira benim şokellalı ekmek yemem lazım, onunlayk...

Perde

Resim
Sen beni sevmedin aslında. Çocukları sevdin, sinemayı sevdin, makarnayı sevdin, İstanbul'u sevdin ama beni sevmedin hiçbir zaman. En ufak şeyden dahi mutlu olan sen beni gördüğünde mutlu olmazdın. Çünkü ben ne makarna, ne İstanbul, ne çocuk ne de sinemaydım.    Sana cesetlerin sönük nefeslerinden kopardığım güzel ve anlamlı sözleri sevdin sen, beni değil. Gözyaşını sildiğim parmağımı, kafanı yasladığın omzu sevdin sen. Gülümsememi sevdin belki, karşılık bekler miydin gülümserken? Peki gözlerim miydi bana gözlerini dosdoğru diktiren, yoksa onlardaki yansıman mı? Bilmiyorum, olsun, en fenası bilmek zaten, bilseydim kendimi en iyisine inandıramazdım kuşkusuz.    Rüyalarım... Uzun gecelerde görülen bütün o rüyalar senden dökülen parçacıklardı aslında. Dayanamadın ve üfledin. Yazık, avuçlarım parmaklarımla yalnız kaldı tekrar. Böyle olacağını biliyordum, çünkü gökyüzüne aittin sen. Belki cennet, belki cehennem... Cehennemdensen eğer, bunun tek sebebi cennetten çaldığın o ...

Bir Tabak Daha Koy, Döneceğim

Resim
Bir insan olarak, "şu şudur" diye konuşmanın çok tehlikeli birşey olabileceğini yeni yeni fark ediyorum. Değişmez kurallar dışında kesin cümleler kurmak cidden sağlıklı değil, doğrular anında yanlış, yanlışlar anında doğru olabiliyor. Yazılarımdan bir beklenti oluştuğu andan beri böyle bir takıntı oluştu bende, konuşurken de dikkat etmeye çalışıyorum buna ama eğer yüzdeyüz dikkat edersem ağzımdan iki-üç cümleden başka birşey çıkmıyor. Ne kadar çok detaya girersem o kadar çok boka battığımı hissediyorum, çünkü derinlere daldıkça seyirdeki şeyler çoğalıyor. Arkadaş ortamında "ya zaten şöyle abi onlar" şeklinde, herhangi bir yüzdeyüz haklılık ya da öğreticilik amacı gözetmeden kurulan alelade bir cümle bile onlarca düşünürün, bilimadamının, sosyalbilimcinin, tarihçinin, matematikçinin ayaklar altına alınmasını sağlayabiliyormuş, bilmiyordum. "Tezler çürütülmek için vardır", bunu biliyordum. Bununla beraber basit bir blogger olarak bile ne kadar aciz olduğumu ...