Kayıtlar

Eylül, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ne Kadar Ayıp

Resim
Dağınık bir insan olduğum ve aynı zamanda fazladan heyecanlı ve çabucak gaza gelen bir insan da olduğum için, birden fazla merakımı ve hobimi doyasıya yaşayacak bir zaman yaratamıyorum kendime. Dağınıktan kastım genel tavır olarak dağınıklık, parçaları birleştirmeyi gözümde fazla büyütüyorum, bu yüzden haybeye kaybettiğim, boşa geçmiş zamanlar çok oluyor hayatımda. Ne diyebilirim ki, merdivenleri çok hızlı inerim ben. Yürürken yanımdan geçtiğim her insanın yüzüne çok dikkatli bakarım istemsiz, bir şeyleri aradığımı düşünüyorum bazen, fakat aradığım yeni bir şey yok. Yaptığım tek şey insanlar üzerinde bu kadar erken kurduğum önyargılarımı haklı çıkarmak, her seferinde tahmin ettiğim şeyi görmek ve buna kendimi iyice inandırmak, bir gün bir yerlerde insanların yüzüne manalı sayılabilecek bir ifadeyle bakıp kesin cümleler kurabilmek için. Gün içinde çok fazla şey görüyorum ve beni de pek çok şey duygulandırabilir: eski bir kalemkutu, akustik gitar, iyi hazırlanmış bir kahve, güzel bir kit...

Kış Henüz Gelmedi

Hareketli şeyler var gözlerimin önünde. Resim gibiler, belki de bir iki resimden ibaretlerdir gerçekten de. Özellikle çekilmiş, parlak kuyruklu ışıkların olduğu şeyler, karanlıkta yaşamak gibi pasparlak yeşilleriyle yuvarlaklar çiziyorlar. Bir bisikletin arkasından sarkmış kapşonlu tişört gibi, kimin beline bağlı ise bu neşeli havada gözlerimizi odakladığımız manzarada o kadar saçma ki o kapşonlunun bisikletin arka tekerleğine sürtünüşü, görüntüden silmek cinayet işlemek gibi olacaktır, o yanlışlığa alıştıktan sonra bir anda her şeyin pespembe olması -üstelik hava açık maviyken- hoş olmayacaktır. Kalbim piyano tuşlarıyla hunharca oynayan veledin parmaklarının yaratıcılığı ve ilk defa sevişen bir adamın coşkusu gibi atıyor, bir garip, bir güzel. Bazen garip bu güzellik, bazen bir neyzen nefesi kıvamında, olması gerektiği gibi büyülü. Tren raylarında kaybetmiş olmalıyım seni. Bu kadar büyük hüzün tren raylarında olabilir çünkü, gerisi fasa fiso. Siyah beyaz ve yağmurlu bir tren rayı, üze...

Bir Not

Hayat pek tabii Yaşanması gereken Nefes nefese Nefeslerin alındığı Kısa, geniş bir pistte Farklı isimlerle dönen Bahsi uğursuz yarış. Silah sesiyle koşacaklar ise Bileklerinden zincirli. Kanatlanıp uçmak için İki insanın ağzını beklerler; Çocukları için ölecek, O iki insanın. Onlar öldükten sonra Yad edilir ki, O iki insan Uğruna öldüğü çocuklarına, Ölmeden önce her seferinde "Dava arkadaşım" derlermiş.

Eskinin Peşinde Koşan Yeni Velet

Resim
Hiçbir zaman kağıt ve kalemle yazı yazamadım. Bir tane şarkı -o da tam değil- ve on-onbeş tane şiir yazdım. Yazmayı denediğim yazılar oldu, hatta başladıklarımdan bir iki tanesini bitirdiğim de oldu, fakat hiçbir zaman 'elime kağıt kalem alıp yazı yazayım' demedim çünkü biliyordum yazamayacağımı, çıkmıyor, parmaklarım yoruluyor, okunaksız yazım sürekli terleyen elimle siliniyor, kağıt buruşuyor, o oluyor, bu oluyor. Hepsi bahane bunların, asla alışamadığım için yarattığım onlarca bahane işte. Yazım çok kötüydü ilkokuldayken bile. Sınıfın en sakin ve en çok derse katılan palesi olsam da, burnumdan akan sümüğü sürekli silecek ve üstüne başına dikkat edecek kadar titiz olsam da, kafamdaki bütün dağınıklık silik ve küçük, kargacık burgacık yazıma yansıyordu. Benim çok sevdiğim ve bir iki huyunu da lamaya benzettiğim ilkokul öğretmenim, o güzel insan defalarca defterimi siyah pilot kalemle boydan boya çizmişti 'bu ne biçim yazı oğlum' diye. Hakikaten de meymenetsiz bir yazım...

Yok

Resim
Zaten yalnızsındır her gece. Yalnızlık da gereklidir vücuduna, tam olarak insanlara ihtiyaç duyduğun kadar, fakat tek taraflı oldu mu insan yırtıp kurtulmak istiyor bedeninden. Önce yağmuru beklersin, yağmur gelir. Damlaları yarıştırırsın camda, elinde olmayan kadere rol biçersin, kendi yalnızlığının tanrısı olursun. Sonra yağmur gider, yapayalnızsındır tekrar. Geri dönmeyi düşünürsün, her şeye, her doğruya ve her yanlışa. Eskisi gibi olmak istersin, fakat eskisi de soluk sepya bir fotoğraftır. Eğer bir şeyi bekliyorsan her gece, zaten yalnızsındır. Bekledikçe uzaklaşır teker teker, önce yağmur, sonra da sözcükler. Yalnız beyninde yankılanmaktan vazgeçer ve bırakır gider seni sözcüklerin, sesin. Yarımsındır, az kalmışsındır. Her şeyin gidişini izlerisin o andan sonra; yağmur, sözcükler, sesin, ismin, bedenin, düşüncelerin. En son da umut gider, o gittikten sonra pencerenin önünceki bekleyişin de biter, sen de o eski soluk sepya hayatına geri dönersin.

33 Saniyelik Rulet

Kendi yansımamı Yine kendi kanımda Son kez tekrar görmek Can acıtan bir ironi

Şeytan Akordiyonu

Siyah elbisesi ve siyah ayakkabılarıyla oradadır, görürsünüz. Bir eli belinde, diğer eli boş. Havada daireler çizer bu elin işaret parmağı. Garip bir dansı var onun, karanlık çöktüğünde bitirir dansını, yarım şişe brandysini ait olduğu yere bırakır, hiç şüpheniz yoktur onun geldiğinden ve orada olduğundan, siyah pabuçlarıyla toprağı ezer. Sırayı unutmamalı, bütün bunlar serenadının sona ermesine yakın, alacakaranlıkta olur. Önce yerleri parke olan bir eve damlayıverir siyah kravatıyla, kösele ayakkabılarının altında parke çatırdar, güneşin pencereden eve girdiği dikdörtgensel bölgededir o, kafasındaki tüylerle sakalı birleşir, bir dağ cücesi gibidir, yüzü güven verir ve hep saf bakar,siyah kıyafetleri parlaktır, güzel dans eder. Evin içi menekşe kokar, çok neşeli görünür her şey, günün en donuk saatinde gelir ve zamanı eritir. Dudakları sürekli oynar, gözlerini göremezsiniz, gözlerinizi iter gözleri, sesi hareket eden beyaz ve boş bulutlar gibidir ve güneş battıkça boyu uzar, sakalları...

Alt Başlık

Kafamda dans eden Bir deste peri Bacaklarını koparıp Tuza batırdığım Şiirlerim kadar düzensiz Bir kaygısı olmadan Yüzmeye devam eden Leyleklerin uçtuğu Kısa mesafe turları Sonunda tutacakmış gibi Kırık kanatlarını çırpıp Fısıltıyla süzülürken Aklı yarım periler Hep sordular o soruyu Ben hiçbir şey bilmem Küçücüktüm Karanlığı yeşilde aradım Yanlış doğmuş adamın Doğru bir beli mi olurmuş?

Vururururu Civivivi Ciuuuuuvv

Resim
Her ne kadar dünyada tam olarak güvenli bir nokta olmasa da, yaşayacakken olmuş olanın en güvenlisinden istiyor insan, ölmeyeceğiz çünkü son ana kadar, benim aldığım her karton meyve suyunun sonu gibi olacak hayatımız, folloş edeceğiz alabileceğimiz son damlasını alana kadar. Her ne kadar -iki etti-  yaşamayı, yaşandığı kadar yaşamayı istemsizce gaye edinsek de, çok korunlaklı ama yalnız olmak istemez insan, kafayı yer. Düşünsenize lan, metalden, yer altında kocaman bir odadasınız, yemek falan hep var, temizsiniz, ortalık da tertemiz, virüs bakteri vb hiçbir şey yok, size mikrop bulaştırma ihtimalleri olacağı için başka insan da alınmamış, radyasyon yok, hiçbir şey yok, yalnızca siz ve gerçek hayattan koparılmış olan hayatçığınız var. Güzel değil di mi? Zaten o dediğimiz şey yaşamak değil, mümkün olduğu kadar çok zaman geçirmek bu dünyada, ama yaşamak asla değil. Yaşamak televizyonlardaki operatör reklamlarının "gencim, ooh kodum mu çocuu" gibi bişey sanki, yani onun kasıntı ...

Kelp

Bir delik arar olmuş kelpler Yokluk bilmez lakin ..tü eller; Meydan kor, hüsranla yanıyor ...ki tutmuş ecnebi ..tü arıyor Sefalet her gönülde cenk yarası Sanırsın çekerler ..kiş acısı Hürce kükresin yiğit dediğin Azaba koşarken ..rağı yediğin Marifet değil doğruyu hatmetmek Bir çuval incili ...rrakla mahvetmek Hınç dersin yarim, nedir, ezberle utancı ..m diye düştüğün yarlardan bu kaçıncı? Fevkaladelik koskaca bir yalandır Kim buldum derse ..bneye kanandır Aşk-ı acun salt hülya mı dersin? Ben mi halledeyim yoksa sen mi ..kersin?

Bir Yanlışınız Olmalı

Çektiğim acı Var ile yok arası Birazcık ağrır Ayak tabanlarımın aşağısı Şikayetçi değilim Yürümek buna değer Bir nehrim var Ovadan dağlara akar Debisi bilekleri keser Ben bacaklarımı çıkarır Yüzgeçlerimi giyerim Yüzmek buna değer Hayatımdaki utku Hep kalbimin içinde Çakılı ve sabit istekle Kör bir marangoz işi Ne zaman kör olsam Hissetmek buna değer Ellerim silah bilmez Avuç içlerim tırnak izi Bir kabza tutmuş olsam Yalnızca onu kırmak için Kan tutsa da beni ayakta Sevmek buna değer Tek varlığımdır belki Ağzımdaki marş Yüzümdeki ter Dudaklarımda telaş Unutmak hepsinden beter Yaşamak buna değer Bir dönüp baktığımda Bir daha dönsem Kendimle karşı karşıyayım Yaşlı ayna lekeli ve dürüst Yaşlanmak bize has olsa da Dürüst olmak buna değer Ben düşerken yere Tutanacağım insanlık Bırakacağım insanlar ise Boşlukta bile yaşıyorsam Nefesim sizindir, senindir Nefes almak buna değer Bir yanlışınız olmalı Ben bir melekten çok uzak Değer bilmez, aşağalık Nefesini terk etmiş Küskün plastik su bardağı Ş...

İlginç

Çocukluk fotoğraflarımı ararken bir kutunun içinde, sapsarı bir kağıt buldum. Kağıtta şunlar yazıyordu: Benim bütün bu garip yaşantım biterken gözlerimi açtığımda gördüğüm var olan yokluk ve beklenen hürlük. Bir yerlere koşuşturmaca ve en sonunda benim gibi yatakta sus pus, lal-ü ebkem duvarı seyrederek ölmece bu ömür, yer dar, vakit kısıtlı, özne ise saklı, senden, benden, hepimizden saklı. Bunca senedir yerinde yatan beynim ise işine geç başlayan yeni yetme bir velet gibi, buruk bir komikliği var, kızasım gelmiyor hiç, gücenmiyorum. Burada ölümü kucaklarken gülümser gibi her şey ve yaşayacağım gün sanki hepsinden daha güzel gibi. Ama biliyorum ki acımla beraber bulutlar inecek, karanlık çökecek, her şey bitecektir. Her şey bitecek mi? 9/10/1961