Kayıtlar

Ekim, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sadakatsiz

Resim
Hayatımın en ciddi kararlarından birini aldım. Tam iki gün önceydi ben düşüncelerimde kesin bir karar aldığımda. Hani derler ya "hayat beklemez" diye, ben de beklemeyecektim gereksiz bir uzvu olduğum bu hayat gibi. Bir evim vardı benim. Küçük bir bahçesi, küçük pencereleri ve büyük bir kapısı vardı. Severdim evimi, şimdi ise uzağım, çok uzak. Evim iğrenç yansımama ve bana yetiyor da artıyordu bile, ama çoğunuz alışkısınız rahata, size soracak olsaydım: "bu ev büyük mü?" diye; "küçük" derdiniz. Canınız sağolsun, ben mutluydum bu evde, zaten önemli olan da bu. Tam iki gün önce, dişlerimi takırdatan soğuk kuzey rüzgarının -ki o rüzgar da kuzeye ait olan çoğu şey gibi katıydı, sertti- estiği o gece, ben mütevazı evimin pencerelerinin baktığı sokağın başından sıcak yuvama doğru yürüyordum. Yumruklarımı sıktım, tırnaklarım avcumu yaktı. O an utandım kendimden, yalnızlığımdan.. Ağzıma doladığım şarkıyı hakketmiyordum, değil şarkıyı, en küçük bir mutluluğu bile ha...

Kar

Uzun zaman olmuş. Kısa sayılabilecek yaşamımda derince bir nefes alıp iç çekmeyeli uzun zaman olmuş. Neden iç çekmemiştim peki? Hiç kaygılanmamış, hiç rahatlamamış mıydım? Tabi ki kaygılanmıştım, sonuçta insanım ulan ben de. Neyse efendim, işin özüne gelecek olursak, iç çekmemiştim. Hayır, bunu yapmamıştım, çünkü üzüntülerim de, kaygılarım da pis bir tuvalet aynasındaki gibi eski kaygılarımın, üzüntülerimin yansımasından  başka bir şey değildi. Başka ise de ötesi değildi. Çok ilginç anılar dinlememe rağmen uzun zamandır şaşırmıyordum. Okuduğu kitabın yarısında sonucu tahmin eden biri için çok saçma bir durum değil ama, ben de mal gibi her şeye 'aa, ciddi misin?' tepkisi veren bir adamım, sonuçta film film, kitap kitap, hayat da hayattır. Hayat çok farklı değildir, fakat hayatın senaristiyle tanışmadım henüz. Şaşırmıyordum, şaşıramıyordum. Korkmuyordum, korkamıyordum. İti an çomağı hazırla derler. Kış geldi. Ben ise önce üşüdüm, sonra heyecanlandım, en sonunda da korktum. Beni k...

Alarm

Aradığın şey burada yoktur. Burada yalnızca sen ve ben varız. Dışarıya bak. Dışarıda soğuk bir rüzgar, rüzgarın yaladığı bir dünya ve yüzlerde donuk birer acelecilik var. Burada yalnızca sen, ve ben varız. Uzaklardaki bir gemi belki, belki de bir böcek. Gözlerin göremediği için ufkun devamını, orada senin hayal gücün var. Aradığın şey sevdiğinse evlat, burada ayrılığın soğukluğu var sadece. Ama korkma, bize sevdiğinden daha yakın bir de ölüm var ve ölümün nefesi ayrılığı çatlatır iğrenç soğuğuyla. Burada, ayaklarının hemen altında insanlığın doğduğu, ilk günahın işlendiği yüce dünyanın küçücük bir parçası var. Cesaretinden başla aramaya, eğer yerindeyse cesaretin her ne olursa olsun aradığın şey, aramaktan vazgeçme sakın. Eğer yoksa cesaretin olması gerektiği yerde, o önce onu toplayacak birini aramakla başla işe. Burada yalnızca sen ve ben varız. Aramayı bırak. Yüzünde sahte bir yorgun savaşçı ifadesiyle otur bir köşeye ve ezdiğin çimenlerin kokusunu çek ciğerlerine. Dua et. Dua et ki...

7. Fikir

Resim
Merhabalar. Sahaftan aldığım kitaplardan birinine üç adet not düşülmüştü kurşun kalemle. Bu üç notu da beğenmedim aslında, gerçi yazan da ben beğeneyim diye yazmamış ya. Neyse efendim bu notların üçüncüsü kitabın arkasındaki son iki boş sayfayı doldurmuştu. Bakın aynen yazıyorum aşağıya: "Henüz, hayata ve insanlara dair gözlem yapma olanağı bulamadığım için, yazamıyorum. Bu, kalbimi kıran, daha da önemlisi pırıltımı yok eden, üzerime karanlık gibi çöken, huzurumu kaçıran acı bir gerçek ya da gerçek bir acı. Düşüncelerim... Benim yoksul süvarilerim. Sahiplenmeyi bekleyen ölü ruhlarım. Bekleyin, sizi almaya geliyorum. Yaşatmaya, sahiplenmeye. İki düşünce arasında, birbirinden bağımsız, alakasız, iki düşünce arasında köprü kurmak hayat kurtarmak kadar zor. Kazanmak zor, ama kaybetmek kolay. Düşünüyor; hikayem nerede başlıyor, ne zaman başlıyıp, ne oluyor, kim giriyor hikayeme ya da ben hayatına girerek kimlerin hikayesine dahil oluyor. Düşünüyorum, neden seni tanıyorum ama kendime ul...