Kayıtlar

Haziran, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Solo

Resim
*Susmak aslında haykırış, sessiz bir çığlık falan değildir. Susuyorsan, susuyorsundur. *Cehaletin olmadığı gibi bilgili olmanın da bir bahanesi olamaz. *İnsan kazanmak çoğu zaman para kazanmaktan daha kolaydır. *Paranın açamayacağı kapılar vardır. Tek sorun, bu kapıların sayısının azlığıdır. *Tamamıyla kölesi olabileceğiniz tek şey kendi saplantılarınızdır. *Filler büyük olmadığı gibi karıncalar da küçük değildir. Hepsi olması gerektikleri gibidir. *Korkular atlatılmaz. Korkular doğuştan da kazanılmaz. Beynimiz ise rekortmen bir senaristtir. *Soyut kavramların ölçüsü her zaman bir miktar kaçıktır. *Yalan söylerken yalanını anlık da olsa yaşarsın. Bu da şunu gösterir, ya yaşadığın şeyler yalan olabilir, ya da yalanlar gerçek. *Bir insanı dünyadan tamamen koparmak istiyorsanız onu insanların deli olarak bilmesini sağlayın. Söylediği en mantıklı şeyler bile deliliğine yorulacaktır. *Çoğu zaman "beraber" dediğimiz şey, sadece "aynı anda"dır. *"Sadece bugünlük ...

İstanbul dan İngiltere'ye 2. Mektup

Bu kişisel bir mektuptur ama alıcı olmayan biri de okuyabilir, yine toplumsal saptamalarda bulundum çünkü. İstemiyorsan da atla, keyfin bilir Simru, Soruyorum, İngiltere'nin nemli havası bünyene nasıl yansıyor? Bunu sordum, çünkü İstanbul'un egzoz dumanı benim mantığımla resmen taşak geçiyor. Önceleri öksürüyordum, şimdi sigara dumanı gibi çekiyorum içime dumanı, eğer şanslıysam burnumdan verebiliyorum. Değilsem gözlerim yaşarıyor, ortam bulanıklaşıyor. Sonra bir fırt daha... Gerçekten İstanbul çok güzel. Dört yapraklı yonca yuttum sanırım, hangi köprüden gidelim dersem o köprü boş, diğeri dolu oluyor. Sırf bu şanstan yararlanarak felaket para kazanabilirim gibime geliyor, sonra tümsek arabayı titretiyor, gözlerimi açıyorum. Onun dışında da güzel, spor yapıyorum, 3.00 de yatıp 7.00 de kahvaltıya kalkabiliyorum, daha güzeli kahvaltıdan sonra 11.00 e kadar uyuyabiliyorum. Sonra bazen dışarı çıkıyorum, takıyorum kulaklıkları gidiyorum bir ekmek, un alıp eve dönüyorum Başka bir yer...

Rüyalardan Alıntılar

Uyanık haldeyken, hayatım boyunca gördüğüm rüyalardan aklımda kalan replikleri yazıyorum aşağı(evet hafızam bu tür detayları depoluyor ayrıca ilginç olanları uyanınca yazıyorum): *-Beni sevdiğini biliyorum +Nereden? -"Seni seviyorum" demenden *Bu hayatta senden daha çok korktuğum tek şey, bunu sana söylemekti *[Fransız ihtilalinden 2 ay sonra Fransız askerlerine yakalanan İngiliz ben]-Ben İngiliz değilim! +Hass.ktir lan! *..ben sana bunları neden anlatıyorum ki? Biraz sonra uyanacağım zaten *Will Smith ile avcı böreği ne alaka lan? *Aşkım ne iyi oldu pentagon a girdiğimiz! *Artiz ne arar la bazarda? Gelmez ki buraya hayırsız. Bayramdan bayrama anca *Tek göğsüm yok ama hala seksi gibiyim *Beni küçükken Migros yetiştirdi, ama düşürmüşler işte. *Hitchcock iyi adamdır, severim ama benim evimde kalıyorsa donunu kargasını falan ortalarda bırakmasın *-Sen benim babam mısın? +Sen benim annemdin *Komutanım spawn kill serbest mi? *Sırtımda bıçak var, yaslanamıyorum, sana zahmet. *-Oran...

Kafamın İçinde Yasıyormussun, Bilmiyordum

Öncelikle belirtmek isterim ki, bu kişisel bir mektuptur. Bu yazıyı atlayabilirsin sevgili okur. Şimdi sen bu satırları okuduğunda, ben 2 saat daha ileride olacağım senden. Ben oranın saatiyle akşam 10 da yazıyorum bu yazıyı yani. Eğer Amerika da olsaydın 7 saat ileride olacaktım, yani saat 5 olacaktı. Demek ki Amerika ile İngiltere arasındaki saat farkı ne kadarmış? 5 saat. Aferin. Peki Çin' de olsaydım? Böyle "moron" bir giriş yaptım, mutluyum. İngiltere nedir yani? İnsanları daha sarışın, daha renkli gözlü,  havası buralara nazaran daha soğuk, çayları soğuk, insanları soğuk, ingilizce konuşulan, dini hristiyanlık, baskın mezhebi anglikanlık olan yabancı bir ülke. Bunları yazarken tatmin olurum İngiltere den diye düşünmüştüm ama olmadım ya. Kendi ülkem beni tatmin ediyor, hatta tatmini bırak "dadmin" ediyor, sen ne diye kalkıp başka bir ülkeye gidiyorsun? Biz neyini eksik ettik senin? Hastalandığında yanın...

Genesis ile Hayatı Sorgulamak

Resim
İyi değilim sevgili okur. Çok kötüyüm hatta. Ben takıntılı bir adamım, sonum devri daimimin başlangıcı olmalıdır, yani başladığım yerde bitirmeliyimdir. Sırf bu sikindirik huyum yüzünden dışarılarda uyuyamam, rahat edemem. İşin daha da kötüsü, devri daimi başlatmak için uyumam gereklidir. Bu aşamaya geldiysem, kısır döngüyü kırmak için sızmayı deniyorum. (aylar önce yazdığım bu yazıyı şimdi tekrar okudum ve kendimi şunu eklemeye zorunlu hissediyorum ki, içki içerek sızmaktan bahsetmemiştim, yorgunluktan sızardım, saatlerce kitap okurdum mesela.) İyi değilim dedim ya, bu sefer gerçekten iyi değilim. Benim gibi gamsız bir adam hayatı sorguluyorsa, birşeyler ters gidiyor demektir. Çünkü ben ortalıkta ördek gibi gezinen, ortama tavır yapsa da kendi içinde çok mutlu olan, aldatıldıktan sonra bile gülümseyebilen bir adamım. Benim hayatı ciddi ciddi sorgulamam, Saul Hudson'un timsah kostümüyle striptiz yapması kadar ekstrem bir durum. Bunlar nasıl başladı, ne olmuş olabilir diye düşündüm,...

Ağlasana Be Kadın!

Resim
Ortada bir gerçek var efendim. Sen istersen koşarak kaç ondan, ama o gerçek orada. Ben de biliyorum, cevabından korktuğun için bazı şeyleri kurcalamazsın. Biliyorum diyorum, çünkü bende birtek Allah tan korkan bir insan değilim. Çok şeyden korkuyorum, ama kaç tanesinden gerçekten korkuyorum bilmiyorum. Acınası bir durum değil mi? "Neden" diye soramıyorsun, ama zaten o ağızdan o cümleler dökülecek önünde sonunda. Neyin mantığı bu acaba? "Dur iki gün daha öğrenmeyeyim, o şeyi onun ağzından iki gün sonra duyayım" demek çok traji-komik bir olay değil mi? Tamam, siz direkt yukarıda yazdığım gibi düşünmüyorsunuzdur belki ama anılarınıza dönerseniz; bana hak verebilirsiniz. Yazıya girerken tam olarak ne yazacağımı bilmediğim için biraz kopuk oldu başlangıç ama olsun, artık biliyorum. Efendim, bildiğiniz üzere kaçamadığımız bir takım şeyler var. Mesela, sevilmemekten kaçamıyorsunuz, nefretten kaçamıyorsunuz, ölümden kaçamıyorsunuz. İronik olan şeyse şu: sevilmekten, sevgid...

Sıfır

Resim
Bir ortamda bulunan, bazen konuşan ama konuşurken kimsenin dinlemediği, belki yalandan "ehe ehe güzelmiş." falan diye tepki alan insanlar vardır. Bu insanlar etkisiz elemandır, sıfırdır yani, olmasa da olur, hatta bazen "ne işi var lan bunun burada"  da denir kendisi hakkında. Bir, iki arkadaşı da kendine benzer, ortamda istenmezler, kız varsa ortamda, erkekleri engellerler, ayak bağı olurlar. Hah, işte, hayatla benim aramdaki ilişki de birazcık böyle. Bir ortam var, hayat bana bakıyor, içinden geçiriyor "kim lan bu mk. liseli?". Yanlış anlamayın, sosyal ortamda her zaman ezen oldum, hep şansım yaver gitti, çok insanla tanıştım, birsürü dostum, düşmanım oldu. İnsanlar beni genellikle ciddiye aldı, bana selam verdi, bana arka çıktı. Benimle daşşak geçen şey insanlar değil, hayat oldu. Evet efendim, hayat beni iki dakika olsun ciddiye almadı. İnsanlara göre "çok iyi" ydim, ama hayata göre "sıradan". En mutlu günüm monoton bitti. En üzgün ...

Soysuz'un Tek Zaafı

Resim
Bir kız var aklıma, fikrimde. Ah, lütfen, bilmiş ağızlar sussun, zaten biliyorum, bu kız olacak benim sonum. Varsın, olsun. Ölümlerin en hoşu, sonların en tatlısından olsun. İnlemeyeceğim o zaman, bunu yazın bir kenara dursun, zaten ölürken tek dileğim , bedenim resimler, ruhum ise O dolsun. Geri dönüyor tek bir savaşçı, göğsünde yara izleri, elinde gardı. Uzaktan gören "yazık diyor", ama şair düşünüyor, "...böylece sevdiğini düşlerinde ölümsüz kıldı." Savaşçı geliyor evine. Hiç açası gelmiyor kapıyı, küf kokan evi, antreyi... Hiç görmek istemiyor, hiç duymak istemiyor neşeyle öten kuşları, turnaları. Bırakıveriyor kendini hastalıklı, beyaz duvarın köşesine. Kıvrılıyor, hiç bakmıyor dağılmış siluetine. Ve diyor "Allah'ım, sen hakim ol, o esmer kızı düşünen bu garip aklıma, fikrime" Savaşçı yorgun. Şair ise yazıyor da yazıyor. Ama ikisi de sonunda ne olacak bilmiyor. Şairin düşünceleriyle savaşçının yorgun bedeni çarpışıyor; hepsi, ama hepsi o sevimli k...

Heart-Shaped Box

Resim
Bu yazıyı Evanescence'ın Heart-Shaped Box Cover'ını dinlerken yazdığımı belirtmek istiyorum. Ah Kurt Cobain, n'olurdu ölmeseydin, en azından ölümden dönseydin, ben ve birkaç arkadaşım(mütevazi topluluk) da sana kalp şekilli bir çikolata kutusu ikram etseydik? Fena mı olurdu? Bence olmazdı. Öldüğümüzde çok büyük bir merakımızı gidermiş olacağız aslında (alıntıdır). Güneşin oğlu filminin son sahnesinde bir konuşma geçiyordu. Tam olarak hatırlamıyorum, ama yaklaşık olarak şöyle birşeydi: "Yaşadığınız en iyi günü düşünün. Yediğiniz en iyi yemeği, oynadığınız en iyi oyunu, dinlediğiniz en iyi müziği... Bunlar hala sürüyor olsaydı, en iyi değil muhtemelen en sıkıcı olurlardı. Çünkü hayat, başlayan birşey olduğu gibi biten de birşeydir. Demek ki ne diyebiliriz, yaşasın ölüm! (böyle birşeydi sanırım) " Bir insanı etkileyen şey insanın öldürülmesinden çok, intihar etmesidir. Düşünsenize, ne kadar cesurca, kendi ellerinle kendi canına kıyıyorsun. (burada "neresi cesu...

Liste

Resim
Google dan "her gün bir iyilik" diye arama yaptım az önce. Bunu yapmamın nedeni böyle bir felsefe olduğunu hatırlamam ama bunu üreten kadının (evet bundan eminim) kim olduğunu ve takipçilerini hatırlayamamaktı. Bu arama beni bir foruma götürdü ve karşıma şöyle bir yazı çıktı : "Piramitgenç uygulamaları : Bugün yapmanız gereken tanımadığınız birisine iyilik yapmaktır. Amacımız: kendimizi mutlu hissetmek.başkalarının mutluluğu sizin mutluluğunuzdur. Yardımseverlik bilincini kazanabilmek. Sosyal bir varlık olduğumuzu benimsemek. İlk faaliyetimizi biraz açalım pazarda tanımadığınız sebzeleri elinde zorla taşıyan birine yardım etmeyi teklif edin. Not: korktukları için farklı tepki verirlerse tartışmadan başka birini deneyin.Yolda çivi taş gibi zararlı cisimleri alın. Arabasını bozulduğu için iten insana yardım edin. Komşunuz evini taşıyor eşyaların toplanması taşınmasında yardımcı olun yada ona bir demlik çay biraz kek götürün. Evinizin penceresine Kuşlara ekmek kırıkla...

Sonuncuyu Ben Yedim

Resim
  "Ne düşünüyorsun bir saattir?" dedi. Doğru ya, ne düşünüyordum o kadar uzun süredir? Önümdeki tabağa salak gibi bakıyordum, düşünüyordum. Sonra kafamı kaldırdım, O'na baktım. O cümleyi bekledim, ve nihayet geldi "Son zamanlarda pek bir düşüncelisin."      Ne kadar çok düşünüyoruz değil mi? Her an, her ne yaparsak yapalım, düşünüyoruz. Otomatik bir olay bu. Herkes her yerde sürekli düşünüyor, o kadar çok düşünülüyor ama beyinler patlamıyor, burunlardan kan gelmiyor.      Afedersiniz ama ne halt etmeye düşünüyoruz biz? Düşünmek güzel şey, ama kaçımız "dur bugün düşüneyim böyle, ciddi ciddi düşüneyim" diyoruz? "E ama sen dedin düşünmek otomatik birşey diye, kalkmış düşünme eylemine kızıyorsun, hasta mısın?" demeyin hemen, yerimiz bol, yazacağım hepsini.    İnsan yeni birşey öğrenirken az da olsa zorlanır. Çünkü beyin tertemiz bir kağıttır, sen oraya o şeyi yazar, çizersin öğrenirken. Önce taslak çıkar, sonra yavaş yavaş son halini almaya ...