Günlerden Haziran, Aylardan Ergin Günçe
Parende Dergi'nin 2016 Kasım sayısı kapak şairiydi Ergin Günçe. Ben hem dergiden, hem de Ergin Günçe'den derginin Twitter hesabında şairin "Bir Yaz Ölümüne Hazırlık" şiirinden bir kesitle paylaştığı kapak görseli sayesinde haberdar oldum. Şiir beni tabiri caizse alnımın orta yerinden vurmuştu. Parende dergiyi hiç okumadım ama bana kazandırdıkları bu "tanıdık" şair için kendilerine bir teşekkürü borç bilirim. Ergin Günçe'nin Türkiye Kadar Bir Çiçek isimli toplu şiirler kitabı, özellikle arayıp edindiğim ilk şiir kitaplarından biridir.
Çalışan çoğu anne baba için yaz mevsimi çocuklarının bomboş kaldığı, katlanması zor ve mutlaka bazı aktivitelerle doldurulması gereken zamanlardır çünkü sürekli evde olan çocuk hem korkunç, hem sinir bozucu hem de takip etmesi imkansız bir canavara dönüşür. Bu durum benim için de aşağı yukarı böyleydi, bu yüzden ailem yazın benim sorumluluğumu biraz teyzemlerle, biraz babaannem ve amcamla, biraz da anneannem ve dedemle paylaşırdı. Aslan payı dedem ve anneannemdeydi çünkü onlar bütün yaz köydeydi ve küçük bir çocuğu yollamak için köydeki büyüklerin yanından daha iyi bir yer düşünülemezdi. Çocukluğumun yazları, dedem, anneannem, köy, tarla, traktör, tavuk, kavun ve karpuzla geçti. Biraz büyüdüğümde elime çapa tutuşturdular, sonraları bağa motor kurmaya, bağ bozmaya gönderdiler. Ben yaz tatillerinden de, köyden de nefret ettim; diğer çocuklarla oynamanın bile nahoş bir tarafı vardı. Köy, zamanın tesir ettiği bir yer değildi, akan tek şey köyün biraz dışında kalan iki katlı evimizle köy meydanını ayıran küçük dereydi. Tabii bir de Sapanca vardı, girmeme izin vermedikleri için gizlice kaçıp ayaklarımı soktuğum...
Tarlada çalışmaktan da, çocuklarla maytap patlatmaktan da pek keyif almıyordum. Bisiklete bineyim desem, beş kilometrelik köyü iki saatte tastamam bitiriyor, sonra geri dönüyor, sonra yeniden tarlaya çıkıyordum. Çocuklar için bisiklet bir spor, doğada olmak bir nimet değildir. Çocuklar sıkılır, hem de çok sıkılır. Köy, sıkıcıydı, ben de ilk iki üç gün dışarıda olma hevesimi alıyor, sonra teyzemin çocukluk odasına geçip kitap okuyordum. Okuma alışkanlığını bitmek bilmeyen köy günlerine borçlu olduğumu söyleyebilirim.
Çocukluğumdan ağzımda kalan tatlar içinde en belirgin olanlarından biri de, haliyle köy günleriydi zira zaman göreceli bir kavramsa çocukluğumun büyük bir kısmında köydeydim. Köyümün, dolayısıyla çocukluğum sıkıcı, vahşi, biraz da tezek kokan hatırası Ergin Günçe'nin şiirlerinde bol bol kullandığı taşra imgeleriyle benim ruhumun çok körpe yerlerini kaşıdığından olacak, şiiriyle büyük bir bağ kurdum. Şarap, peynir, pilavzerde, tütün, oğlak, köy kahvesi gibi metaforlar, Ergin Günçe'nin 1950lerin ezberbozucu tutumuyla ikinci yeniye yaklaşan tekniği arasında kalmış üslubuna bir katman daha ekleyip onu iyiden iyiye nevi şahsına münhasır bir şair yapan metaforlar aynı zamanda. Büsbütün doğayı, taşrayı konu almış edebiyatçıların aksine köy, Ergin Günçe'nin şiirinde duygulara uzanan bir köprü işlevi görüyor. Çok sevdiğim "Günlerden Eylül, Aylardan Ergin Günçe" şiirinin "Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler/ İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm" dizeleri de, ne zaman köye gitsem kafamda döner durur. Taşra bunalımını yakalamayı başarmış bu şiir, şu dizelerle biter:
"...sen ne dersen de yeleği köstekli KahveDurup dururken Tanrımı seviyorum.
Günlerden Eylül, aylardan Uzun EşekBir tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum." (Günçe, 191)
Ergin Günçe, 1938 doğumlu, Giresunlu bir şair çiçeği. Altı yaşında tütüne gitti, oğlak güttü (Günçe, Olmak Vurmak ya da Öldürmek 105). Sonra büyük adam oldu, iktisat tahsili yaptı, daha da büyük adam oldu ODTÜ'de öğretmenlik yaptı. İlk kitabı Gencölmek'i 1964'te çıkardı. Bu kitap, adının hakkını veren, buruk, ölüm temasının etrafında dolaşan bir derlemeydi (Yirmi Yuvarlak Sigara", "Özlem," "Gencölmek" ve"Bir İntihar İçin Müzik", benim Gencölmek kısmında kenarını kıvırdığım sayfaları dolduran şiirlerden bazıları). 1971'de hapse girdi. Bu, poliste kaydı olmanın çiçeğiydi (Günçe, Türkiye Kadar Bir Çiçek, 57). Şiir dünyamızda çok ayrı bir yeri olan "Türkiye Kadar Bir Çiçek" şiiriyle aynı adı taşıyan ikinci kitabının yayınlanması da, ilkiyle beraber bir toplu şiir derlemesiyle mümkün oldu.
Günçe, 16 Ocak 1983'te bir uçak kazasında Gencöldü.
Taşralı bir aydının çocukluk ve köy temalarıyla tütsülenmiş şiirlerinde öfkeyle toy bir heyecan, sevgiyleyse hiç budanmamış bir duygu olarak karşılaşıyoruz. Ergin Günçe, benim çocukluğumdur. Uzayan yaz günlerine dar gelen kıpır kıpır heyecanı kim tatmış, bahçeye serilmiş şiltenin üzerinde kim kavun kesmiş, kimin yanaklarını meyve sinekleri ısırmışsa onda da biraz Ergin Günçe vardır. Ergin Günçe, Türkiye kadar bir çiçektir.
"-Oğlum Ergin!-Buyur Usta!-Korkma sakın!-Yok Usta!-Bak şu yana!-Baktım Usta!-Yaz geliyor..." (Günçe, Bir Yaz Ölümüne Hazırlık, 103)
Yorumlar
Yorum Gönder