Temiz Çarşaflar
Zeynep, hayatımda gördüğüm en güzel kadındı. Gözleri, gözlerinin içi, ve daha başka bir çok yeriyle, alenen, güzeldi. Uyanık olduğum geceler, teninin beyazını odamın loş ışığının yalayışını izlerken hep bunu düşünürdüm. Hep loş ışık olurdu odamda. Zeynep geceleri odamda olurdu.
Yaz serininin terimizi kuruttuğu o yüksek sesli gecenin, tanışmamıza denk gelmesi sebebiyle, yüksek sesli diğer geceler içinde bir anlamı vardı. Ankara'nın merdiven boşluğu ve doğalgaz atmosferinin altında bile Zeynep güzel kokardı. Temiz, tertemiz bir kadındı. Seviştikten sonra yıkanır, sabah kalkar bir daha yıkanırdı. Boynundan burnuma buram buram akan bir şeyler olurdu. Loş ışıkta ayaklarını ayaklarıma koyar, gerdanını yüzüme yuva yapardı.
Gece vakti Eşkişehir Yolu'ndan ihtimaller akardı. Apartmanım, dairem, küvetim ve yatağım bir olur, pozisyon alırdık. Zeynep gelecek olurdu çünkü. Zeynep gelecek olduğunda her şey yerli yerinde olurdu. Her şey hep yerli yerinde olurdu. Zeynep bende olacak olsa, odayı bir defa daha havalandırırdım. Günler sıcağını Ankara normallerine teslim ederken, soğuk geceyi odamda misafir ederdim. Zeynep odamda geceleri olurdu.
"Bu kadın neden benimle birlikte?" Bazı geceler, üşürken bunu düşünürdüm. Çıplak teni ve ıslak saçlarıyla yanımda uyuyakalmış bir kadın, açık pencerenin ağzında nasıl uyuyabilmişti? Üşürdüm ama buna da hazırdım. Ben hep hazırdım. Sabaha karşı sersemliği, kendime Zeynep'le ilgili sorular sordukça burulan içime katılır, bir noktada sızardım. İçimde bir şeyler vardı ama Zeynep buna hazır mıydı?
Bizim evin önünde bir bakkal, ötesinde bir kokoreççi vardı. Her akşam iş çıkışı birinden birine uğrar, eve iki kişilik dönerdim. İki kişilik olmaya alışmak zaman almadı. Yatağımda nasıl yer açtıysam, hayatımda da öyle yer açtım. Paylaştığımız her şey biraz dışarısı, biraz duş jeli, biraz da yumuşatıcı kokardı. Benim için her şey tamamdı. Mümkün olduğunca devamı da olmalıydı . Ben onunla daha çok şey paylaşmak istedikçe, temiz çarşaflar şüphe dolardı. Tuhaf bir şeyler vardı.
Sabahın erken saatleri açık unuttuğum ışığı hatırlar, irkilerek uyanırdım. Sabahın erken saatleri perdemin arasından sızan ışık Zeynep'in gözlerine dolardı. Zeynep'in gözleri her sabah elaydı, her sabah telaşla saçlarını tarar, çabuk çabuk giynir, koştura koştura kendini dışarı atardı. Her sabah benden erken davranırdı. Zeynep geceleri bende kalırdı.
Zeynep'e battaniye gibi, tüylü bir sabahlık aldım. Her sabah yıkadım. Çok sevdi, her gece giydi. Duştan çıkınca kurulanır, ardından nemli etini sabahlığıyla örterdi. Uyurken kıpırdanır, üzeri açılırdı; sabahlık sabaha kadar yavaş yavaş bedenini terk ederdi. Sabahlık ona ne kadar aitse, bana da o kadar sahipti. Ben, Zeynep'in her sabah üzerinden attığı bir şeydim.
Benim hayatıma iki kişi rahat rahat sığardı. Zeynep'in ise aralık bıraktığı kapılar kadar görebildiğim, benden başka bir hayatı vardı. Loş ışıkta hep onun her sabah çıktığı dışarıyı merak eder, bunu sorgulardım. Dışarıyla ilgili şüphelerim, meraklarım hep yumuşatıcı ve duş jeli kokardı. "Bu kadın neden benimle birlikte?" "Dışarıda olmayan, bende olan şey ne?"
Sırtıma yüklenen soru işaretlerini taşımaya dayanamadığımı hissettiğim bir gün bunları ona da sordum. Doğru ya, onunla ne güzel ilgileniyor, ona ne güzel bakıyordum. Onun da dediği gibi, bir başkası onunla böyle ilgilense benim yanımda olur muydu? Bunu duşta liflenirken söyledi. Hep temiz bir kadındı, hep çok güzel kokardı.
Zeynep nasıl bir kadındı? Bilmiyordum. Bir sabah önce sabahlığını yıkamayı, sonra bu sorulara cevap aramayı bıraktım. Ben tutmayınca, o da durmadı. Diş fırçası ve sabahlığı bende kaldı.
Sabahlığı ara ara giyiyorum. Kullanılmak nasıl bir şeymiş hatırlamak istediğimde de yatağıma temiz çarşaflar seriyorum.
Yaz serininin terimizi kuruttuğu o yüksek sesli gecenin, tanışmamıza denk gelmesi sebebiyle, yüksek sesli diğer geceler içinde bir anlamı vardı. Ankara'nın merdiven boşluğu ve doğalgaz atmosferinin altında bile Zeynep güzel kokardı. Temiz, tertemiz bir kadındı. Seviştikten sonra yıkanır, sabah kalkar bir daha yıkanırdı. Boynundan burnuma buram buram akan bir şeyler olurdu. Loş ışıkta ayaklarını ayaklarıma koyar, gerdanını yüzüme yuva yapardı.
Gece vakti Eşkişehir Yolu'ndan ihtimaller akardı. Apartmanım, dairem, küvetim ve yatağım bir olur, pozisyon alırdık. Zeynep gelecek olurdu çünkü. Zeynep gelecek olduğunda her şey yerli yerinde olurdu. Her şey hep yerli yerinde olurdu. Zeynep bende olacak olsa, odayı bir defa daha havalandırırdım. Günler sıcağını Ankara normallerine teslim ederken, soğuk geceyi odamda misafir ederdim. Zeynep odamda geceleri olurdu.
"Bu kadın neden benimle birlikte?" Bazı geceler, üşürken bunu düşünürdüm. Çıplak teni ve ıslak saçlarıyla yanımda uyuyakalmış bir kadın, açık pencerenin ağzında nasıl uyuyabilmişti? Üşürdüm ama buna da hazırdım. Ben hep hazırdım. Sabaha karşı sersemliği, kendime Zeynep'le ilgili sorular sordukça burulan içime katılır, bir noktada sızardım. İçimde bir şeyler vardı ama Zeynep buna hazır mıydı?
Bizim evin önünde bir bakkal, ötesinde bir kokoreççi vardı. Her akşam iş çıkışı birinden birine uğrar, eve iki kişilik dönerdim. İki kişilik olmaya alışmak zaman almadı. Yatağımda nasıl yer açtıysam, hayatımda da öyle yer açtım. Paylaştığımız her şey biraz dışarısı, biraz duş jeli, biraz da yumuşatıcı kokardı. Benim için her şey tamamdı. Mümkün olduğunca devamı da olmalıydı . Ben onunla daha çok şey paylaşmak istedikçe, temiz çarşaflar şüphe dolardı. Tuhaf bir şeyler vardı.
Sabahın erken saatleri açık unuttuğum ışığı hatırlar, irkilerek uyanırdım. Sabahın erken saatleri perdemin arasından sızan ışık Zeynep'in gözlerine dolardı. Zeynep'in gözleri her sabah elaydı, her sabah telaşla saçlarını tarar, çabuk çabuk giynir, koştura koştura kendini dışarı atardı. Her sabah benden erken davranırdı. Zeynep geceleri bende kalırdı.
Zeynep'e battaniye gibi, tüylü bir sabahlık aldım. Her sabah yıkadım. Çok sevdi, her gece giydi. Duştan çıkınca kurulanır, ardından nemli etini sabahlığıyla örterdi. Uyurken kıpırdanır, üzeri açılırdı; sabahlık sabaha kadar yavaş yavaş bedenini terk ederdi. Sabahlık ona ne kadar aitse, bana da o kadar sahipti. Ben, Zeynep'in her sabah üzerinden attığı bir şeydim.
Benim hayatıma iki kişi rahat rahat sığardı. Zeynep'in ise aralık bıraktığı kapılar kadar görebildiğim, benden başka bir hayatı vardı. Loş ışıkta hep onun her sabah çıktığı dışarıyı merak eder, bunu sorgulardım. Dışarıyla ilgili şüphelerim, meraklarım hep yumuşatıcı ve duş jeli kokardı. "Bu kadın neden benimle birlikte?" "Dışarıda olmayan, bende olan şey ne?"
Sırtıma yüklenen soru işaretlerini taşımaya dayanamadığımı hissettiğim bir gün bunları ona da sordum. Doğru ya, onunla ne güzel ilgileniyor, ona ne güzel bakıyordum. Onun da dediği gibi, bir başkası onunla böyle ilgilense benim yanımda olur muydu? Bunu duşta liflenirken söyledi. Hep temiz bir kadındı, hep çok güzel kokardı.
Zeynep nasıl bir kadındı? Bilmiyordum. Bir sabah önce sabahlığını yıkamayı, sonra bu sorulara cevap aramayı bıraktım. Ben tutmayınca, o da durmadı. Diş fırçası ve sabahlığı bende kaldı.
Sabahlığı ara ara giyiyorum. Kullanılmak nasıl bir şeymiş hatırlamak istediğimde de yatağıma temiz çarşaflar seriyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder