Tavla

Merhaba arkadaşlar, ismim Alperen Küskü. Öncelikle sizlerin, geleceği şekillendirebilecek
zehir gibi gençlerin karşısında konuşma fırsatına sahip olduğum için ne kadar şanslı hissettiğimi bilmenizi isterim.

Bildiğiniz gibi, şirketimiz henüz beş yaşında olmasına rağmen bugün ülkemizin en yüklü anlaşmalarının altına imza atmakta, sizler gibi milyonları istihdam etmekte. Bugün baktığınız zaman, sektörün en büyüğü konumundayız ve sadece Türkiye'de değil, dünyadaki en büyük oyunculardan biriyiz. Bütün bunları zaten bu konuşmaya gelmeden önce googlelamışsınızdır, o yüzden ben neyim, vizyonumuz ne formalitelerine girip sizin vaktinizi çalmayacağım. Hepinizin bilinçli çocuklarsınız, buraya "nasıl başarılı olunur" sorusuna bir cevap bulmaya geldiğinizi biliyorum. Elimden geldiğince sizlere ışık olmaya çalışacağım.

İlkokulu Tokat Reşadiye'de okudum. Yoksul bir ailenin çocuğuydum. Tokat gibi bir yerde doğup, hele bundan otuz otuz beş sene öncesini düşündüğünüzde, buralara gelmek biraz da hayatın bahşettiği şansımdandır. Hayat biraz da şanstır çocuklar, bunu sakın unutmayın. Benim ilk şansım da ilkokul öğretmenin Edip Atilla'dır. Kendisi mükemmel bir öğretmen olduğu gibi idealist bir aydın ve rol modeldi bizler için.

Otuzlu yaşlarındaki Edip öğretmen, ulu önderimizin göğsünü kabartacak, parmakla gösterilen bir öğretmendi. Bizler gibi yoksuldu, tahtaya yazı yazmak için kaldırdığı kolunun altında ceketiyle uyumsuz renkte yamasını görürdük. Ne biz bundan gocunurduk, ne de o açıkçası. Çünkü Edip Atilla, bir ceketten çok fazlasıydı. O, sen sekiz yaşındaki çocuğu nasıl döversin diye okul müdürünün karşısına çıkmış, doğrunun peşinden bir vatandaş olarak gitmeyi bilmiş bir adamdı. Sınıftaki herkes öğretmen olmak isterdi, öyle büyük adamdı Edip hocam.

Geçen hafta bir çay bahçesinde gördüm hocamı. Hemen yanına gittim, şak diye tanıdı. Bunca yıldır görüşmemiştik, gerçi feysten ekleşmiştik ama uzun zaman olmuştu yani. Neyse, oturdum karşısına, başladık sohbete. Kendisine olan hayranlığımı anlattıkça şekilden şekile girdi, başarımı ona borçlu olduğumu söyleyince utancından ne diyeceğini bilemedi. Çünkü o böyle bir adamdı.

İki hoşbeşin ardından tavla oynamayı teklif ettim, gülerek kabul etti. "Hocam üzerim yalnız sizi" deyince de şimdi hatırlayamadığım çok hoş bir espiri yaptı ve iki çayla beraber tavla takımını istedi.

Bir yandan sohbet muhabbet, bir yandan tavla. Öyle tatlı bir sohbetti ki bu çocuklar, düşünsenize size ilham olmuş adamın karşısına kendinizi gerçekleştirerek çıkabilmişsiniz, bundan alâ his mi olur? Anılar, çocukluk derken bir baktım düşeşle açtığım oyunda marsa gidiyorum. İyice keyiflendim, hocam da biraz bozuldu. Sonuçta ben 107 Alperen Küskü'yüm, o Edip Atilla. Ortam yumuşasın diye "Hahaha hocam, demek ki öğretmenlikle tavla başka şeylermiş" deyince "amma ballıymışsın sen de Küskü" dedi. "Hocam, dedim, bal değil teknik, zar herkese gelir ama herkes böyle oynar mı hehe" dedim,

-İlk oyun aceminindir, dedi.Yumuşamamıştı.

Birer çay daha söyledik, ikinci oyuna başladık. Oyuna altı dörtle başladı:

-Vay hocam, Zeki Müren kapısı, dedim.

Arkasına iki taşımı kırdı:

-Al eline dola beline Alperen'im :d dedi,

Açıkçası biraz şaşırdım. Bu adam derste arkadaşına küfür ediyor diye öğrencisine deftere yüz kere "bundan sonra terbiyesizlik etmeyeceğim" yazma cezası vermiş adamdı. Sonraki el oyuna girdim, hem de onun iki taşını kırarak girdim, "ulan dedi, şu başarını sınıfımda gösterseydin ya Küskü..." Sonuçta kaç yaşına gelmişti, sohbet olsun diye yine anılara döneyim dedim, dinler görünmeye çalıştıysa da üç el daha oyuna giremeyince ayar olmuş olacak ki "ulan Konya Ovasında şey yapacak yer bulamıyoruz resmen" dedi. Şaşırdım. "Oyna hadi oyna" dedi.  Düşeş attım. "Zar tutma Küskü" dedi, "Zorla değil zarla hocam" dedim. Yüzü düştü. "Dalga mı geçiyorsun sen benimle?" dedi, "Yok hocam yanlış anladınız, havamızı bulalım diye dedim," dedim. "Bulmayalım," dedi.

Bu lafıyla gözümde puan kaybetti ama bozuntuya vermedim. Oyunun geri kalanını daha büyük hırsla oynadım. Marsa gittim. Ortamın tadı iyice kaçmasın diye kalkacaktım ki "otur yerine Küskü, beşte biter," dedi.

Çay söyleyip ekledi:

-Göstericem şimdi sana kimdeymiş Küskü.

Artık biz öğretmen-öğrenci değildik. Bambaşka bir kanaldaydık.

"Tamam hocam, seni mi kırıcam, gel oynayalım," dedim.

Başladık. Ölüm sessizliği. Düşeşle açtım. Zar atacak oldu, "Altının üstüne zar olmaz hocam," dedim. "Al lan al hadi uzatma," dedi. Bir düşeş daha attım, "Bu nerenin balı amınakoyim," dedi. Cevap vermedim. İki bir attı, küfür etti. Bense ilkokul öğretmenimin deyim yerindeyse kafasına kafasına vuruyordum ve hiç utanmıyordum. Hatta zevk alıyordum.

-Hocam, bu elden sonra bir daha oynamayalım, beşte biter dedik beşte bitsin, dedim,

-Dur daha belli olmaz, döner mi döner, dedi.

Dönmedi. İçinden geçtim.

-Kaskını hazırla Edip Atilla, uzaya çıkıyorsun, dedim.

-Sikerim uzayını da kaskını da, adam gibi konuş hocanla, dedi.

Güldüm, bozuntuya vermedim. Mars oldu. Hocamı BEŞ SIFIR yenmiştim. Bu arada on on beş tane sigara içmiş, suratında renk kalmamıştı. Ağlamasına ramak kalmıştı. Hiç umrumda olmadı. Tavlayı kapattım, elime alıp ayağa kalktım. Oturduğu yerden bana bakıyordu. "Kalkmayacak mısınız hocam?" dedim, "Niye kalkacakmışım?" dedi.

-Siz ayağa kalkmazsanız ben bu tavlayı nasıl k o l t u ğ u n u z u n  a l t ı n a  v e r i c e m???

Anama küfür etti. Babama küfür etti. Okuduğum okula, oturduğum sıraya, beni geçirdiği güne, her şeye küfür etti. Beni geçireceğine anama geçirmiş olmayı dilediği kısma gelince dayanamadım, ben de ona küfür ettim. O yaşlı götünü sandalyeden kaldırıp suratıma buz gibi çayı vurdu. Sonra döndü bir tane de tokat vurdu. Ben de ona vururdum ama vuramadım çocuklar, çünkü ortalık onun gibi çarık çuruk yaşlı kaynıyordu. Deplasmandaydım. Siktiri çekip mekanı terk ettim.





Şimdi diyeceksiniz ki Alperen Küskü bize bunları neden anlattı, biz buradan ne çıkarmalıyız. Hayat başarılı insanların adımlarını takip etmekle, küçük değişiklikler yapmakla kazanılan bir şey değil çocuklar. Buraya kim çıkıp size nasıl başarılı olunacağını anlatacağını söylüyorsa, o da en az Edip kadar büyük puşttur. Kendi resminizi yaparken kimsenin paletinden medet ummayın. Aksi takdirde ne kadar kötü olsa da kendiniz bile olamazsınız.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim, iyi akşamlar.



Volta'nın ilk sayısı için kaleme aldım. 4 Temmuz 2018.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

beni bir sır gibi sakla

cvcvcvcv

Çok Şükür Rabbime

önsözü atla buradan başlayalım