cvcvcvcv

     Saat 00.07, jilet gibi bir kışın ortasında Ankara'da, yurdumda oturuyorum, yalnızım. Çevremdeki çoğu insan sanıyorum benim gibi yalnız ve bundan şikayetçi. Mevsim gereği  hava çoğunlukla karanlık olduğundan içimiz bunaltan şeylere yenik düşeceğimizi hissedip düşmemek için bir destek aradığımızdan mıdır, yoksa yalnız olmanın iyice katlanılmaz olduğu zamanlarda mıyızdır bilmiyorum ama ben hayatımın hiçbir döneminde yalnız olmaktan bu kadar daralıp isyan edildiği bir dönem hatırlamıyorum. Türkiye cinsel açlığın Afrikasıysa eğer, insanlar, en azından benim çevrem, duygusal açlığın adeta Ginesi, Angolasını deneyimliyor. Güzel, duygulu bir öpüşmeye hasret insanlarız. Sırtımızı yaslayacak şairane bir aşka muhtacız. Üstelik bir şeylere muhtaç olacak yaşı geçtik.
      İki insanın bir olmasının getirdiği yükümlülükler, bir iş aşkla yapıldığı takdirde önemsenmeyecek getirileri ile beraber gönüllü olarak üstlenebilecek yegane yükümlülük olsa gerek. Zira birinci anlamıyla aşk, bir başkasına duyulan sevda, sevgidir. Çoğu insan, hayatları boyunca bir başkası hariç hiçbir şeye aşk duyamadığı için, aşk iki kişilik bir anlam taşımakta. Bizim sefil ruhlarımızın inleyişleri, hayatlarımızın amansız rastgeleliği ve hayatlarımızla, kişiliklerimizle ilgili nice problemine bir çözüm olarak düşünebildiğimiz ilk şey, bir başkasına kendimizi kaptırmak, tabiri caizse kollarında avunmak oluyor. Akademik başarısızlığını hayatında birinin olmadığına bağlamaya getiren laflar eden insanlarla karşılaşıyorum ve bu insanlar başarıları bir kenara ruhlarındaki boşluğu aşkla köreltmeyi uman başkalarından farklı değiller. Hepsinin suratında aynı soluk beklenti var. Suratlarına tüküresim geliyor.
      Hayat başarısı, kendinden tatmin olmaktan ibaret bir şey gibi gelmiştir bana hep. Bu bağlamda hayat başarını bir başkası üzerine tasarlamak, hele ki bir başkası üzerine tasarlamak muazzam bir hata. Her şeyin bir oluru olabilirken sevmek ve sevilmek hislerine kök salmış bir iletişim olduğu göz önüne alınırsa, ilişki üzerine kurgu yapılabilecek değil, olsa olsa umut edilebilecek bir şey. Heyhat umut kadar büyük bir yakıt yok hayat için. Ben, şahsen, kendi elinde olabilecek şeyler için planlar yapan bir güruhla daha çok dostluk edebilmek isterdim. Benzeri dertlerle yanıma gelen dostlarımı benzer sözlerle avutmaktan feci bunaldım.
      Biz bir aşkı aradıkça, aşkı uzaklaştırıyor gibiyiz. Birkaç ay evvel, birilerine aşık olabilme lütfumu kaybettiğimi inanın öyle derinden, öyle yaman hissediyorum ki, birine aşık olabileceksem eğer, önce kendimi yenmeliyim. Okulda, kafede başımdan geçen merhaba nasılsınlar, görüşelimler, belki bir defa görüşüp bir daha konuşmamalar, sonra başkalarıyla daha daha nasılsınlar dört bir yanımı sarmış durumda. İnsan, şairane bir aşkın hasretini çekiyorken, hayal ettiğinden biraz aşağısına itimat etmiyor, ihtimal dahi vermiyor. Tuhaf, beklentileri sorulduğu zaman  hep "çok şey istemiyorum aslında" ile başlıyor lafa, "seveyim sevileyim yeter." İnsan bunu gerçekten kuvvetle istiyorsa, belki kendine belki hayallerine saygısızlık etmemek adına en ufak acabada ipleri koparıyor. Ben koparıyorum en azından. Ama kendime de kızamıyorum, uzunca bir zaman bunun aksi yönde, sıradan bir kadına sıradışı duygular beslemek gafletine düşüp dersimi aldım. Bir daha zinhar.
      İçinde bulunduğumuz bu özel an, diğer bütün anlar gibi kendimizi ve çevremizi geliştirme, bir nevi kendimizi aşma hissiyatıyla kül olup bir sonraki ana karışıyor. Bir soru sormuyoruz belki ama sürekli bir cevap arıyoruz. Hem kendi etrafında hem de kendi yörüngesinde dönen sosyal canlılarız. Hepimizin aklının bir yerlerinde, hayat başarımızı artırmak için gereken şeyler, bir domino taşı etkisi yaratacak ufak tefek şeylerde gizli düşüncesi yatıyor. 2015 sonuydu, Kocaeli'de oda arkadaşım demişti ki bana "hayatı 3 adımda güzelleştiriyorum." "İkinci dönem ortalamamızı şu seviyede tutuyoruz, spora başlıyoruz, bir kız arkadaş yapıyoruz ve dalgamıza bakıyoruz." Bugün 2018e çok yakınız ve hayat çok da güzelleşmiş değil. Ve bunun bu üç aşamayı da yerine getirememiş olmakla en ufak bir alakası olmadığına yemin edebilirim.
       Temel ihtiyacımız, birilerinin bizi sevmesi. Karşılıklı bir sevgi adı altında paketlenmesinin asıl sebebi de, tuhaf bir şekilde, sevmediğimiz insanın sevgisini irite edici buluyor olmamız. Temel problem ise bizim kendimizi sevmiyor olmamız. Belki biri bizi sevse biz de kendimizi severiz gibi geliyor ama bizi sevmek bizden başka hiç kimsenin ödevi değil, olsa olsa lütfu. Elimden hepimiz adına birilerinin bizi sevmeye lütfetmesini dilemekten başka hiçbir şey gelmiyor. Umarım bu soğuk kış günlerinde yatağı beraber ısıtabileceğimiz birileri çıkagelir.

Yorumlar

  1. Anlamsız sonla biten bir yazıdan sonra anlamlı sözler cümleler aramadan gel. Aslına bakacak olursak sen gibi cümlelerinde kopuk kopuk kalmış hissiyatına kapıldım. Ben gibi... 'çok şey beklemiyorum aslında' 'seveyim sevileyim' derken adına aşk denilen kuyrukta buldu herkes kendini. Sanki bir ekmek kuyruğu gibi. Herkes aynı aşkı almak istedi. Aşk denilen insanca, şiirlerce değişen kelime gün geçtikçe tek düzeleşti. Şahit olduğum veya yaşadığım ne varsa birbirine benzerdi. Aşk denildiği anda gülmeye başlar benzetmeler yapardım. En son ne oldu dersen cami havlusunda bulunan aşkların pamuklara sarılmayacağını öğrendim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

beni bir sır gibi sakla

Çok Şükür Rabbime

önsözü atla buradan başlayalım