bir punchline olarak 'iyi günler'

beklettiğim için kusura bakmayın, yazıyorum.

geçen gün goygoyla karışık 2000ler techno müziği ve intihar etmek üzerine bir iki kelam etmiştim. insanın meyveyi nereden toplayacağı bazen belli olmuyor, zira ben bu başlığı atarken elimde başlığın kendisinden ve başlığın isim babası olan -iki yıl kadar evvel gördüğüm- bir tivitır biosundan başka hiçbir şey yoktu elimde. ölü doğmuş bir yazıyı diriltmeye uğraşacaktım, onun yerine sizin de yüksek müsaadenizle koyuyorum götüne, bambaşka bir konuyu ele alıyorum.

taraf seçmek ne menem şey değil mi? şu blogu açana ve burada yazana kadar bu 'taraf seçmek', 'kendini gerçekleştirmek' vesaire konularını işlemek çok da huyum değildi ama görünen o ki bunu huy edinmişim kendime, çünkü yine bu konu etrafında döneceğim, bir iki küçük dokunuşla farklılaşacak konu öyle ya da böyle. dokunuşun küçük olması önemli, çünkü radikal değişikliklerle bir uçtan ötekine yol almayı seçersek, çok da yol kat etmiyoruz.

tercihlerin tezat oluşu, sanılanın aksine öteki olandan en uzakta olmak değildir. bilakis, bir grafik çizecek olsak, elimizdekinin bir çember olduğunu göreceğiz, başıyla sonu bir olan. çemberdeki rastgele bir noktanın grafikte en uzak olduğu nokta da sıfır noktası haliyle. tercihlerimiz de bir yerde ouroboros oluyor haliyle.

alkolden nefret etmek ve alkole bağımlı olmak birbirine en yakın noktalar. iki uca en uzak olmayı istiyorsanız, alkol alma fikrine nötr olduğunuzu umun. çünkü bu işler böyle ilerliyor.

2000lere girmeden evvel bir 90'lar atlatmışız ki 90'lardan önce de iki darbe geçirmişiz, insanlar üçüncüyü bekliyor içten içe, 70'lerin 'no future' sloganı bir on sene bir sürü genç yüreğin derinlerinde uykudan uyanmış, bunca zaman ezik ve kutuplaşmış yaşamanın tezahürü bir on yıl kadar -milenyuma da yaklaşmanın etkisiyle- kitlelerce büyük bir pasif agresif başkaldırı olmuş, derken tatilya açılmış ve dünyanın yepyeni bir çağa girdiğinin ve her şeyin baştan aşağı değişeceğinin umudu herkesin içinde yer etmiş ve bu değişimin istenilen, ideal olan ve yürüyerek, sloganlar atarak, çabalayarak ulaşılacak değişim olacağı fikri, yerini farklı olarak değişen teknolojiyle, globalleşen dünyayla ve depolanan bilgiyle, kasetlerle, analogdan dijitale geçişle olacağı fikrine bırakmış. diskotekler hiç olmadığı kadar dolu.

insanların ilk gençlik yıllarını izbe, dandik clublarda haplanarak geçirdiği, geç saatlere kadar dans edip altına sıça sıça uyuyakaldığı bir dönem düşünün. hiç olmadığı kadar 'sadece eğlenmeyi' isteyen milyonlar, ne bok yediklerinin bilincinde olmadan oradan oraya koşturuyorlar; parlak gömlekleri, iğrenç fütürist güneş gözlükleriyle dans pistlerini dolduruyorlar, hep beraber ve herkesle temas etmenin isteği o kadar yüce ki o günlerde, yaşamaya ya da ölmeye değer hiçbir şey yok. ister kasıtlı olsun, ister refleksif, insan olmanın bütünlüğüne büsbütün küsülmüş: kimse üzülmek ya da düşünmek istemiyor.

-en yenisi- 90ların iyi aile çocukları, eski apartmanlarda ve çok evvelden beri yerleşik olan semtlerde oturan öss öğrencilerinin büyürken yoğrulduğu o kadim erdemler, iyi bir insan olma kaygısı, mert olmak, acıya saygı duymak ve canı acıyanın yarasına işemek gereği bir yana dursun, test kitabı gençliği, hamburger gençliğinin yenilik fikrine alışma sürecinde çektiği sancılar, aynı anda hem mahallenin efendi evladı olmaya çalışırken bir yandan da mtv'yi yaşamanın bünyedeki bütünlüğü tamamen bozması sorunu hiç yaşanmamışçasına, kısa bir süre sonra televizyonlar, radyolar ve son moda gençlerin aslında SADECE eğlenmesi gerektiğini öyle çok ve öyle hızla istedi ki, çıplak sevgiliye koşar gibi techno müziğe koştular, yeşil ışıklara tav oldular. altı doldurulamamış bir boşluk vardı fakat 'ortalığın amına koyalım, eğlenmemizin sınırı olmasın' fikri de bu boşluğa bir tepkiydi adeta. yanlış giden çok şey vardı, hemen terk etmek istedik. eğlendik, kustuk, öldük.

depresyonda hissetmek ve depresyonda olmak arasında bir fark olduğu doğrudur fakat psikiyatristinize yeteri kadar drama sunarsanız, hangi raddede kötü hissediyor olursanız olun kendisini size ilaç yazmak zorunda olduğuna inandırabilirsiniz ve antidepresanınızı alırsınız. antidepresan malumunuz, belli dozda alımını yaptıktan sonra sizi çok daha iyi hissettiren bir şey. bunu yapmasının sebebi de sizi depresyona sokan ya da depresif hissettiren sebeplerle savaşıp size bir çözüm sunması değil, sizi kimyasal olarak iyi hissetmek adına uyarmasıdır.

sorunlar bakidir, her dönem sorunlarımız olur, kusacak gibi oluruz. içinden çıkamayız çoğu zaman. diyorum ya, hayatta bizi biz yapan çoğu şey yaptığımız hatalar oluyor; bir yanlışın içindeysek ve cefasıyla başbaşaysak, önünde sonunda buna bir tepki veriyoruz ve bu tepki bizi sonrasında hata yapmamak, en temel içgüdüyle hayatta kalmak için bazı açılardan değiştiriyor ve biz her hatamızla biraz daha başka birisi oluyoruz, -iyi ya da kötü anlamıyla- tam olarak bu yüzden erkin koray genel resimde haklı, 'hayat bir teselli.' 2000'ler techno müziği tabii ki bir metafor ama yeterli bir metafor, çünkü üzülerek söylemek zorundayım ki her şeyin içi o kadar boşaltılmış ve bunca yüke, ağrıya o kadar büyük bir ısrarla sırt dönülmüştü ki, derinliği olan hiçbir şeye saygımız kalmamıştı. mevzubahis kültür, o yılların reklamları ve teşvik edilen ürünleri, öne çıkarılan hayat tarzı, altı çizilen davranışlar bir bütün olarak ele alındığında dev bir antidepresandı. sonuç olarak hiçbir şeyi çözmedi.

bir gece aniden, deliler gibi eğlenirken fark ettik, aslında sorunlarımız ve sorumluluklarımız boğazımızdan yukarı doğru geliyordu ve biz hiçbir şey yapmıyorduk. çok eğleniyorduk, hiç düşünmüyorduk; sonuç olarak çok üzülüp çok düşünmeye de en yakın bizdik. bir kısmımız aşırı dozdan öldü, bir kısmımız bar tuvaletinde bileklerini kesti, bazıları kendini kömürlüğe bastı. sonuç olarak mahvolduk.

ama ne eğlendik be!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

beni bir sır gibi sakla

cvcvcvcv

Çok Şükür Rabbime

önsözü atla buradan başlayalım