mahcup bir geceydi, ben dostlarımla üçlü sardım

***
Abi şimdi bizim yazın bi Almanya durumumuz oldu biliyorsun, baya' bir süre muhabbetini çevirdim sizlere de oradaki günlerin. Her şeyi anlattım sanıyordum, geçen gece acayip bir detay geldi aklıma, nasıl şu güne kadar anlatmamışım ona şaştım. Neyse uzatmadan mevzuya gireyim diyorum.

Bu okul sürecinde sosyalleşme hususunda küçük sıkıntılarım vardı Kadir'cim biliyosun. Neticesinde böyle aşşırı sosyal biri değilim, arkadaş buluşmalarının daimi organizatörü ya da ne bileyim kalabalık takılmalarda birleştirici güç de olmadım hiçbir zaman yani, o zaman da aynıydım aşağı yukarı. Bi kemik kadro kurmuştum kendime, onlarla takıla takıla normal insan gibi genişlettim çevremi. Ona soru sor şunun ateşini al filan derken sıkılmayacak çevreyi kurdum işte, kemik kadro etrafına serptiklerim oldu onlar da genel olarak. Neyse, mevzu da tam olarak bu değil zaten. Türk çocuklardan bahsettim miydi sana? Batuhan olsun, Berkay olsun, Baran olsun? Bahsetmiş olmam lazım kanka ama yine de bi hatırlatayım Batuhanı -Bütün hikâye Batu'nun üzerinden dönüyor zaten.

Batuhan dediğim adam, yurtdışında yaşayan bir Türk. Babası tutucu bir herifmiş, annesi de belli yani gariban çocuğun, ana babasının yanında dışarı çıkışına kadar çoğu şey sıkıntı, mazbut bir hayat yaşıyor gayrıihtiyari çocuk, ortamdan ortama akacak lüksü de yok. Mülayim de bir çocuk zaten, yalan olmasın dört ya da beş dil bilen bi kardeşimiz. Tanıştık çocukla, gördüm ben de nasıl pırlanta gibi bir çocuk olduğunu, zararsız, efendi falan. Derken bir baktım, ulan en geniş arkadaş çemberi bunda amınakoyim, şaşırdım. Yok 'Batuhan kanka çimde içiyoz mu', yok 'batucum akşam vuruşa gelir misin' falan, herkesin çok sevdiği, istisnasız herkesin katalizörü olmayı başarmış biri yani okulda. Ben de totalde bir aydan fazla kalacağım okulun zaten ilk bir buçuk-iki haftasını okul dışından tanıştığım Almanlar olsun, okuldan tanıdığım brolarım olsun geçirmişim, bu adamın ortamına dahil olmak karın ağrısı oluyordu iyiden iyiye bana. Gidiyorum yanına, tokalaşıyoruz; öteki Türkler de yanında tabi adamın, bi planı oluyor mesela ve ben okula sallıyorum saat 4'te gelmiş oluyorum, adam zaten çıkmak üzere falan derken ben sürekli 'Kanka ben de geleyim mi, plan nedir?' şeklinde dahil oluyorum olaylara. Can sıkıcı durum nihayetinde. Sonuçta benim dışımdaki Türkler hep aynı sınıfta, hadi bir ikisi aynı sınıfta değilse aynı binada anasını satayım, benim binam falan da ayrı. İçimde kıskançlıkla karışık bir kırgınlık var, çocuk da aslan gibi çocuk, ne ona kondurabiliyorum ne kızmaktan kendimi alıkoyabiliyorum. Sen anladın bence meseleyi Kadir'im, uzatmıyorum daha fazla.

Bir parantez açayım: Çok eğlendim kanka, yalan yok, ama öyle Avrupa'ya gitmiş adam eğlencesi olmamış yani tam, pompa falan hak getire senin anlayacağın. Ben de dönme tarihim yaklaştıkça tabi etrafa saldırır durumdayım artık açık açık. Ha, girişim var mıydı dersen, çok da yoktu be amısını sikiyim ne yalan söyleyeyim şimdi. Yani şöyle oluyordu genelde: Uyanıp sosyalleşmeye, birini kündeye getirip takılmaya niyetlendiğimin akşamına kendimi Englischer Garten'da içerken buluyordum kankamlarla. Tabi hep kafamın bi köşesinde bu durum bir yandan, bi yandan bana alenen yanlayan bir iki hatun var, bi yandan benim listeye alıp ufak ufak yürüdüğüm hatunlar var ama denk getiremedim bir türlü öyle, denk getiremeyince de az evvel de dediğim gibi bro takılmaları oldu hep saçak altında ateşli yiyişmeler yerine.

Mathilda olayının üzerinden 10 gün kadar bir vakit geçmiş, ben okulda wi-fi'ın ve danışmanların, bir kısım dersliklerin falan bulunduğu bir sosyal yaşam alanında Berkay'la yanyana oturmuş goygoy yapıyorum. Yeni öğrenciler gelmiş o arada, bakınıyoruz bize ekmek çıkar mı, hangisi güzel, hangisi hoş. Berkay zaten -ki benden yaşça büyüktü- bayağı kovalıyor böyle karı kız olaylarını, vaktinin enerjisinin büyük bir kısmını buna harcıyor. Gösteriyorum, şu nasıl iyi mi falan mahiyetinde.

O aralık "Bak," diyor, "bence şu kız bayağı ilik gibi. Bununla mutlu olurum ben işte kardeş, tam benim tipim. Üzerinde bir asalet var, dimdik duruyor."

Baktım, sahiden inanılmaz çekici bir hatun. Orta-kısa boylu, geniş gerdanlı, büyük göğüslü, kum saati değilse de kıvrımılı vücutlu, çekici bir hatun dikiliyor kapının eşiğinde, İzliyorum; yürüyor, lavaboya giriyor, lavabodan çıkıyor, kapıda birileriyle konuşuyor, nihayet kapıdan çıkıyor ve gidiyor. "Kim ulan bu?" diyorum.

Ludovica'ymış adı. Bana Ludu dedilerdi, ben de Ludu dedim hep. Dedesi Türkmüş, yüzüne vuran 'karşı komşumuz Vildan teyzenin güzel kızı Rüya abla' havasını da dedesine borçluymuş. Sonuç olarak beğendik hatunu, gözlüyoruz falan ama o yollu samimiyete girecek cesarete çok da -hiç de- sahip olmadığım için yürümedim. Sonradan Batuhan merkezli bir aktivitede tanıştık. Olaylar da o günden cereyan etti.

Batu Berkay Özlem vesaire olarak nehir kenarı biraları vurduktan sonra daha geniş bir gruba dahil olmak için bir Shisha Bar'a yollandık. Özlemler rezidanstan oda ve kat arkadaşlarını da çağırmışlar, Batu zaten anasının gözü, ben de eklendim bir şekilde plana. Yürüdük vardık mekana, tıklım tıklım doldurmuşuz üst katını. Bir masa ayırmışlar bize, başından sonuna bir sürüyüz. Tanımadığım sikimso adamlardan tut çok sevdiğim düzgün insanlara düzülmüş masa, dediğim gibi, baştan sonra. Nargileler söylendi, shotlar yanına eklendi, gevşedik; gevşedikçe birbirimize sardık ve muhabbeti ilerlettik. Bir ara hiç tanımadığım adamlarla golf spor mudur hobi midir -hobidir- tartışıyordum ki, etrafıma bakındım şöyle bir. Acayip zom olmuşlar Kadir, inanamazsın. "Spordur" diyen çocuklardan biri bir ara bizim kızlardan birini dizine almaya yeltenince uyandım bu zomluğun ne yaman olduğuna. Sigaramı yakıp ayaklandım, Batu'yla göz göze geldim. Ludu'yla yüzyüze vermiş nargile içmekteydiler. Ayaklandığımı görünce o da ayaklandı, dedim "naapıcaz?" "Hacı," dedi, "ben bizim kızları götüreyim, sen Ludu'yu al." "Abi," dedim, "afedersin de benim Ludu'yla muhabbetim ne şunun şurasında amınakoyim, napıcam ben kızı?" "Kardeş sen kaçmayacak mısın zaten? Ben daha burada dururum, kızları toplarız biz, hem Ludu da çok hoşnut değil durumdan, al da götürüver güvenli bölgeye."

Benim için sorun yoktu.

Aldım önüme, indik merdivenlerden aşağı. Hoşbeş derken metroya vardık, karşıma aldım. Ailesinden bahsetti, dedesinin ne kadar Türk olduğundan, kendisinin ne kadar İtalyan olduğundan falan. İyi dedim hoş. Bir ara -metroda yerine otururken- onların orada da nezaket gereği el öpüldüğünü duyduğum için elinin üstünden öptüm. "Kimse elimden öpmemişti daha evvel," dedi, -hasssiktir lan oradan diyemediğimden- "İtalyan'ların bir olayı da bu değil miydi?" diyebildim. Değilmiş.

Sonra metrodan çıktık hacım, yağmur bastırdı. Verdi şemsiyesini girdi koluma, yavaş adımlarla bayağı yürüdük ve rezidansın önüne kadar yürüdük. Bir sigara daha yaktım, kısa süre sonra çocuklar da geldi. "Erken geldiniz," dedim, "sorma amınakoyim, neler neler döndü," dediler. Vazifemi savmış olduğumdan yukarı Batu'nun odasına çıkıp yattım.

Son Final Party'den sonra, bayağı badireli o geceyi atlattıktan sonra, okula yollanmadan evvel rezidans girişinde bir takım insanla vedalaştıktan okula gittim. İki hoşbeşin ardından haberlerini aldım: Partide Ludu kafayı çok güzel çekip Batu'ya iyiden iyiye sarmış, sokak ortasında alt dudaktan çocuğa girişmiş, Batu da n'ooluyor demeden "Sadece sikişelim istiyorum Batu" minvalinde konuşmuş. Batu naapmış biliyor musun kanka? HİÇBİR ŞEY YAPMAMIŞ. ÇÜNKÜ ÇOK SARHOŞMUŞ VE YAKIŞIK ALMAZMIŞ. VAY AMINI SİKİYİM YA di mi? Batu'yla da konuştum, parti çıkışı "rezindansa git artık, çok sarhoşsun" dediğinde "O Türk çocuğu yanımda istemiyorum bir daha," demiş kankacım. Evet, benden bahsediyormuş. "Valla hacı, Ludu özellikle seni istemediğini belirtti yanında, n'aptın kıza bilmiyorum," dedi ama ben sonra bu lafını o gece shisha bardan Batu'yla değil benimle ayrılmasına yordum; sonuçta o gece hatun yalnızca çakırkeyifti ve ben kızı alıp rezidansa bıraktığımda çok güzel bir durumdaydılar, ben bıraktıktan sonra pompa ihtimalini de rezil etmiş oldum Kadirim. Yani inşallah bu yüzdendir, çünkü vallahi yürümedim ya kıza, imasında bile bulunmadım. Düşündüm, ama bulunmadım. Bulunsam anlatırdım, bizbizeyiz sonuçta burada.

Ben Batuhanla şu muhabbeti ettikten kısa bir süre sonra, Ludu'yu okuldan çıkarkenki haliyle gözümde tekrar canlandırdım. Zaten Batu'ya da "nooldu kanka sizin işler?" diye sormamın sebebi de o haliydi; belki de olabileceği en güzel haliyle okula gelmiş, -grand tuvalet bi' elbise değil yahu, gayet salaş fakat özenildiği belli bir şekilde- damla gözlüğü burnunda, sinirli adımlarla terk ediyordu binayı. O an düşündüm Kadir, Ludu gerçekten çok çok güzel bir kızdı, Batuhan çok iyi niyetli ve sosyal olmasının yanında hiçbir çekiciliği olmayan bir adamdı ve hatunla birlikte olmayı istememişti, kız sabahına gidiyordu be anasını satayım, buna rağmen istememişti. Batuhan'ın prensiplerini bozmayan halini takdir ettiği kadar böyle güzel bir şeyi siktir edişine kızdım. Aslında bu şansı değerlendirecek olan benim değil de reddetmiş olan Batu'nun başına gelmesine kızdım ama sonuç olarak kızdım. Özetle Almanya benim için tam olarak bu mizansansendi. Buruktu ya biraz.



Abi kaç defa söyledim size, anlamıyorsunuz. Tamam Ludu çok güzel hatundu da, bu böyle benim kaçtığına çok yanacağım bir fırsat değildi ki bunu anlatamıyorum size. Ben o okulda kalacağım daha 2 ay daha, kız güzel falan ama acayip sıkıntı bir hatun, geliyorum peşimde gidiyorum peşimde, sorunlu yani, obsesif. Yemin olsun kızla geçirdiğim vakit bir haftadan fazla değildir, korkuttu beni yaptıkları ettikleriyle. Ailesinden evinden bahsediyor, duysan ama FREAKSHOW amınakoyim yani, güvenemedim. Ben yine çakardım kıza ama o an o kızla sevişmek bir şişe votkayla sevişmekten farklı değildi diyorum be sana gözüm, anlamıyorsun. Makyajı akmış, dişinde kocaman bir yemek parçası, ayakta duramıyor, ruju dişlerine bulaşmış, gözleri kaymış. Komanın eşiğinde falandı o an, ben de gidip yatırdım. Şunu düşünmüyorsun, tamam güzel taş gibi hatun ama yani sevişirken üstüme çıksa, sonra işkembeyi boşaltsa abi, ya da sızsa. Hani ölse elimde kalır, öyle boktan bir şeydi. Yurtta ayıltmaya çabaladım, o da kesmedi, bıraktım arkadaşlarına sıvıştım. Son gün yüzüme bile bakmadı zaten. Ha, içime sindi mi bu durum dersen, sinmedi ama şartlar bunu gerektirdi yani bir yerde, erkek olup kabul ettik biz de. Onun benimle tatlı tatlı flörtleşen halini hatırlamayı tercih ederim ne yalan söyleyeyim. Siz de dalganıza bakın, ammma konuşuldu ya şu konu. Baydım yemin ediyorum.


İnanın mesele Batuhan'ın benimle sevişmeyi istememesinden öteydi, mesele biraz da benim Batuhan'la bu kadar sevişmeyi istememdi. Burada dönen bir sürü boku bir kenara koyup birkaç haftalığına Almanya'ya gitmeye karar verdiğimde ne dediysem şimdi de arkasındayım. Daha sakin, daha adamakıllı bir şeyler yaşayayım, bu arada nefes alayım istedim ne yalan söyleyeyim. Batu'yla tanıştıktan sonra da aklıma yattı, yatağıma da yatsın istedim. Efendi, akıllı, cömert, serinkanlı falan; ilgimi çekti bir yerlerde. Attığım zarfları kibarca yoksayması, yani yoksayması değil de, balıklama atlamaması ve çizgisini bozmamasından ileri gelen karakteri de direkt olarak bendeki 'sevişilir ya bununla' fikrini 'sevişeyim ya bununla'ya çevirdi. Tek pürüz de öteki çocuktu, ben çocuğu kıvama getirmiştim, sonra ne bok yemeye geldiyse geldi bıraktı rezidansa. Bunu da Batu istedi aslında, Batu'ya kızmalıydım ama...

...el öpmek mi kaldı amınakoyim?

                                       
                                                                           ***

*görseller alâkasızdır  (full display: 
https://www.youtube.com/watch?v=EfSJnVJyZvo 

Yorumlar

  1. gorselleri sikiyim kanka iyi güldüm yine. ve bu muhabbeti çevirdiğimiz sabahı hatirliyorum, saat sabahin 6-7si felandı. yine yaşadım okurken, eline sağlık

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

beni bir sır gibi sakla

cvcvcvcv

Çok Şükür Rabbime

önsözü atla buradan başlayalım