ılık bir bahar gecesi fark ettim ki kaybetmişim yıllar evvel harcayarak; şimdi üzüleceğim dertleneceğim takati. her hayat bir yerde boşa geçiyormuş hissi verirken benimki gerçekten de biraz boşa geçmiş sabrıma düşman düşmemden. başka bahara keder kalmamış ya, neşem de doğası gereği
sürerliliğini yitirmiş bir yerden sonra. işin kötüsü, her şey bir zamanlar nasıl istediysem öyle olmuş.
hızlı koştuk erken yorulduk derler, hızlı yorulmuşum erken koştuğumdan. dönüp dolaşıp girdiğim dükkan gibi inatla ve şuursuzca -mışlı muşlu cümlelere saplanıp kalmışım. ne yaparsam yapayım, ne ekersem biçeceğim gibi ne beklersem o olurmuş, sürprizler hesaplayamadığım olasılıklarmış. koca bir tarlanın ortasında, alelade bir ekinmişim, ekilmiş ve serpilmeyi beklermişim; serpilince koparılacakmışım. kaçan bir penaltıymış on beklentimden dokuzu.
eski bir kitabın arkasına yazılmış cümlelerdeki gibi düşüncelerime bir ses arar olmuşum, kendimi yazarak anlatmak zor gelmiş, heyhat, bu yolda savrulmuşum. bakkala çıkar gibi çıkmışım sefere, düşüncelerim, benim yoksul süvarilerimmiş, sahiplenmeyi bekleyen ruhlarımmış. kendimi, kendimi özlerken bulmuşum: bölünmüş bir parça mıymışım yoksa ikiye?
sona varmayı öyle mesele etmişim ki, olasılıkların sonu olmuşum, ve bir bahar gecesi aniden nihai sona kavuşmuşum, bu arayışı tastamam terk ederek. bu sızıya arkamı dönmeden son kez düşünmüşüm, terk etmeseymişim bu benim sonum olurmuş, önünde sonunda öğrenecekmişim,
sonunda öğrenmişim.
oysa hayat, benim de söylemekten bıkmadığım gibi,-ve bıkmadığım raddede- gerçekten bir devinimmiş. indir-kaldırlarıma bir isim vermek, bir gaye seçmek salt vakit geçirmeme yararmış. vakit geçermiş, geçer de geçermiş; durup dinlenmeye muhtaç olduğum kadar uzakmış durup dinlenmekten. büyük yaşasam, kendi tahtamı on ikiden vursam bile nafileymiş, her şey zaman kaybıymış; -benim de kendime çok uzun zaman önce itiraf ettiğim gibi- ömür, geçerse ömürmüş, yoksa onun adı ömür değil, buna üzülen de insan değilmiş. sizin de hak vereceğiniz gibi, bazı gerçekler, hakkında düşünmenizden, konuşmanızdan, yazmanızdan bağımsız olarak gerçeklermiş, her kelam havanda suyu biraz daha dövmekmiş.
insan,çok isterse çok büyük acıları da elde edermiş.
sürerliliğini yitirmiş bir yerden sonra. işin kötüsü, her şey bir zamanlar nasıl istediysem öyle olmuş.
hızlı koştuk erken yorulduk derler, hızlı yorulmuşum erken koştuğumdan. dönüp dolaşıp girdiğim dükkan gibi inatla ve şuursuzca -mışlı muşlu cümlelere saplanıp kalmışım. ne yaparsam yapayım, ne ekersem biçeceğim gibi ne beklersem o olurmuş, sürprizler hesaplayamadığım olasılıklarmış. koca bir tarlanın ortasında, alelade bir ekinmişim, ekilmiş ve serpilmeyi beklermişim; serpilince koparılacakmışım. kaçan bir penaltıymış on beklentimden dokuzu.
eski bir kitabın arkasına yazılmış cümlelerdeki gibi düşüncelerime bir ses arar olmuşum, kendimi yazarak anlatmak zor gelmiş, heyhat, bu yolda savrulmuşum. bakkala çıkar gibi çıkmışım sefere, düşüncelerim, benim yoksul süvarilerimmiş, sahiplenmeyi bekleyen ruhlarımmış. kendimi, kendimi özlerken bulmuşum: bölünmüş bir parça mıymışım yoksa ikiye?
sona varmayı öyle mesele etmişim ki, olasılıkların sonu olmuşum, ve bir bahar gecesi aniden nihai sona kavuşmuşum, bu arayışı tastamam terk ederek. bu sızıya arkamı dönmeden son kez düşünmüşüm, terk etmeseymişim bu benim sonum olurmuş, önünde sonunda öğrenecekmişim,
sonunda öğrenmişim.
oysa hayat, benim de söylemekten bıkmadığım gibi,-ve bıkmadığım raddede- gerçekten bir devinimmiş. indir-kaldırlarıma bir isim vermek, bir gaye seçmek salt vakit geçirmeme yararmış. vakit geçermiş, geçer de geçermiş; durup dinlenmeye muhtaç olduğum kadar uzakmış durup dinlenmekten. büyük yaşasam, kendi tahtamı on ikiden vursam bile nafileymiş, her şey zaman kaybıymış; -benim de kendime çok uzun zaman önce itiraf ettiğim gibi- ömür, geçerse ömürmüş, yoksa onun adı ömür değil, buna üzülen de insan değilmiş. sizin de hak vereceğiniz gibi, bazı gerçekler, hakkında düşünmenizden, konuşmanızdan, yazmanızdan bağımsız olarak gerçeklermiş, her kelam havanda suyu biraz daha dövmekmiş.
insan,
Yorumlar
Yorum Gönder