İyi Niyet Nasıl Suistimal Edilir
beklettiğim için kusura bakmayın, anlatıyorum.
Geçirdiğimiz yaz değil de, ondan önceki yaz bir küsür aylığına Almanya'ya gitmiştim dil okuluna. Sene boyunca kursuydu dizisiydi derken biraz Almanca yapmıştım kendime, okuluna da yerinde gidip işe ölümcül darbeyi vururum diyordum, ---spoiler--- adam gibi bi' sik öğrenmeden geri döndüm tabi. ---spoiler---- kalktım vardım Münih'e. Aileyle kalıyordum, 4 çocuğundan biri tahsil hayatını noktalamış, çalışmaya başlamış bir aileyle. Çok güzel insanlardı ama, evin babası tatlı dilli, kemikli bir yüzü olan sapsarı biriydi, evin anası da iri yarı, gözlüklü bir kadındı. Kıldı bana biraz, işimi zamanında yapmazdım ve odam da yedi yirmidört atlar tepişiyorcasına dağınıktı ama napim yani, kafa dağıtmaya gittiğim evde alman ekolünü mü yaşatayım değil mi? Topyekün siktir ettim. Oda arkadaşım da bir Amerikalıydı, suburbden gelme bi' adamdı, zigara içiyor oluşuma şaşırır ve her sabah beşte kalkıp koşardı. Spor salonuna falan kayıt olmuştu sıkıcı adam. Bazen içmeğe giderdik, gelmezdi. Tersti yani ona böyle şeyler. İlk birkaç gün beraber takıldık, sonra birbirimizden bıktık. Akşam vakti günü kritik etmek namına iki kelam ediyorduk. Sonra o uyuyordu.
Neyse efendim, ben okulda yolumu bulmaya çalışıyorum. Bilen bilir, biraz 'insecure' biri oldum hep, orada da ölmedi bu huyum. 80 dakikalık derslerimiz vardı, biter bitmez sigaraya çıkardım. Geçen insanlara bakıp tüttürürdüm tek başıma. Bir gün yine tüttürmeye indim bahçeye, hava da şimdikinden güzel, sigarayı yakacağım derken biri bana seslendi. Azıcık kafamı kaldırdım, zayıf, uzunca bir kız. 'Ya dedi, çakmağını verir misin?' 'Veririm tabii' dedim, verdim çakmağı. Yaktı sigarasını. 'Nereden geliyorsun?' dedi. Çakmağı yanındaki kıza uzattı. 'Türkiye' dedim. Gülümsedi, 'aaa,' dedi, 'bizim sınıfta da Türkler var, biliyor musun?' 'yok,' dedim, yanındaki kız çakmağı bana geri uzattı, 'nereden bileyim mnakoyim.' 'Ben,' dedi, 'Chloe, bu yanımdaki de Mathilda.' Bir an önce defolup gidesim vardı. 'Orhan ben de,' dedim. O arada şapkasını ters takmış bi' adam geldi, 'aaa,' dedi Chloe, -her zaman heyecanlıydı niyeyse- 'bak Berkay bu Orhan -Orhan'ı da bok gibi söyledi-, Türkmüş o da.' Berkay 'Türk müsün la,' dedi, 'Evet abi Türk'üm.' dedim. O arada nereden geldiğini bilmediğim bi top sakallı 'Abi Alpkan ben de, nasılsın?' dedi. Kızlardan çektim bakışlarımı, onlar da Berkay'la beraber gitti. Alpkanla iki goygoy yaptık, sonra döner gömmeye gittik. 15 yaşındaydı Alpkan. 40 yaşında falan görünüyordu halbuki.
Günler günleri kovaladı, ben Alpkan'dan ölümüne baydım. Berkay'la arkadaş olduk, onun Türk arkadaşlarıyla... Mathilda ve Chloe sürekli bu türkoların yanında dolaşıyordu, haliyle benim de yanımdalardı. Chloe flörtöz hatundu, Mathilda da herkesle arkadaştı, Berkay'la özel bir zenci selamları vardı. Ufak tefek bir kızdı zaten ama tatlıydı, hoşuma gitmişti. Ben mi bozuktum yoksa bu adamlar mı minyon sevmiyordu, kimse yürümüyordu Mathilda'ya çünkü. Ben yürüyecektim ama, karar verdim.
Okul her perşembe günü aynı yerde parti veriyordu Final Party adıyla. Her perşembe birilerinin son perşembesi oluyordu malum. Olay da basitti, damgalanıp içeri giriyorduk, biraya - tekilaya birer yüro daha fazla verip orta alanda dans ediyorduk, herkes birbirini fordluyordu ve nihayet kalacak yeri olan insanlar sikişiyor, olmayanlar öpüşüp elleşip dağılıyordu. 2 hafta olmuştu ben Münih'e geleli, icraat yoktu. Çirkin de değildim ki mnkym, kendi çemberimde ısırılası bir yanım olduğunu düşünüyordum. Lafın gelişi yani. Ne diyordum? O perşembelerden biriydi işte. Mathilda'yı göz hapsine aldım. Sigarasının pakedi çita desenliydi, oradan girdim, derken biramdan bir yudum aldı, sigarasından bir fırt aldım, yanına çömdüm. Camın diğer tarafına bakıyordum, insanlar çifter çifter emişiyordu. Kötü hissettim kendimi blog, na şurama öküz oturdu samimi söylüyorum. 'Kaldıracağım ulan, bu kızı dansa kaldıracağım, ben de emişsem ne olur sanki,' dedim. Cesaretimi topladım, sigaramı attım, tam ağzımı açmıştım ki telefon kilit ekranını gördüm bu altı milisaliselik sürede. Siyah beyaz bir fotoğraftı, adamın biriyle sarmaş dolaştı. Manitiydi kesin. Kafadan vurulmuşa döndüm.
ya ben bunları niye anlatıyorum ki amınakoyim. özetle kızın sevgilisi varmış, belli ede ede yanına gidince, göz kontağını kesmeyince bunu anladı ve uzak durmaya çalıştı işte benden. defol git de diyemiyordu, dedim ya başlıkta iyi niyet nasıl suistimal edilir diye, bu şekil ettim işte. herkesle vedalaşıyordu ki formaliteden bana da sarıldı, ben sımsıkı tutup bırakmadım, abaza gibi de kulağına 'ya ne kötü az vaktimiz vardı :ddd' falan dedim. kendini benden çekmeye çalıştı ama ben onu bırakana kadar kurtulamadı benden. sonra fransızca söylene söylene gitti.
anlatacak çok şey yokmuş. dilerseniz sizinle 80 dakikalık bir derste ona yazdığım şiiri paylaşayım da affedin beni
Anamı Siktin Be Mathilda
yeşil yeşil gözlerin
pek tatlıdır sözlerin
elimde değil özlerim
anamı siktin mathilda
final partide tanıştık
çabucak birbirimize alıştık
yer yer baya' yapıştık
anamı siktin mathilda
bir ara türkiyeye gelesin
seni ağırlarız bilesin
yavrum sen de dansöz gibisin
anamı siktin mathilda
fransızlar sağlam olur derlerdi
unuttum, sizin orada ne yerlerdi?
türkiyede seni fena emerlerdi
anamı siktin mathilda
cumartesi olacaksın dönüş yolunda
ağlasam mı bilmem, üzüntü babında
öğrendiğimden beri gönlün bir soysuzda
anamı siktin be mathilda
Orhan P. 2013
Geçirdiğimiz yaz değil de, ondan önceki yaz bir küsür aylığına Almanya'ya gitmiştim dil okuluna. Sene boyunca kursuydu dizisiydi derken biraz Almanca yapmıştım kendime, okuluna da yerinde gidip işe ölümcül darbeyi vururum diyordum, ---spoiler--- adam gibi bi' sik öğrenmeden geri döndüm tabi. ---spoiler---- kalktım vardım Münih'e. Aileyle kalıyordum, 4 çocuğundan biri tahsil hayatını noktalamış, çalışmaya başlamış bir aileyle. Çok güzel insanlardı ama, evin babası tatlı dilli, kemikli bir yüzü olan sapsarı biriydi, evin anası da iri yarı, gözlüklü bir kadındı. Kıldı bana biraz, işimi zamanında yapmazdım ve odam da yedi yirmidört atlar tepişiyorcasına dağınıktı ama napim yani, kafa dağıtmaya gittiğim evde alman ekolünü mü yaşatayım değil mi? Topyekün siktir ettim. Oda arkadaşım da bir Amerikalıydı, suburbden gelme bi' adamdı, zigara içiyor oluşuma şaşırır ve her sabah beşte kalkıp koşardı. Spor salonuna falan kayıt olmuştu sıkıcı adam. Bazen içmeğe giderdik, gelmezdi. Tersti yani ona böyle şeyler. İlk birkaç gün beraber takıldık, sonra birbirimizden bıktık. Akşam vakti günü kritik etmek namına iki kelam ediyorduk. Sonra o uyuyordu.
Neyse efendim, ben okulda yolumu bulmaya çalışıyorum. Bilen bilir, biraz 'insecure' biri oldum hep, orada da ölmedi bu huyum. 80 dakikalık derslerimiz vardı, biter bitmez sigaraya çıkardım. Geçen insanlara bakıp tüttürürdüm tek başıma. Bir gün yine tüttürmeye indim bahçeye, hava da şimdikinden güzel, sigarayı yakacağım derken biri bana seslendi. Azıcık kafamı kaldırdım, zayıf, uzunca bir kız. 'Ya dedi, çakmağını verir misin?' 'Veririm tabii' dedim, verdim çakmağı. Yaktı sigarasını. 'Nereden geliyorsun?' dedi. Çakmağı yanındaki kıza uzattı. 'Türkiye' dedim. Gülümsedi, 'aaa,' dedi, 'bizim sınıfta da Türkler var, biliyor musun?' 'yok,' dedim, yanındaki kız çakmağı bana geri uzattı, 'nereden bileyim mnakoyim.' 'Ben,' dedi, 'Chloe, bu yanımdaki de Mathilda.' Bir an önce defolup gidesim vardı. 'Orhan ben de,' dedim. O arada şapkasını ters takmış bi' adam geldi, 'aaa,' dedi Chloe, -her zaman heyecanlıydı niyeyse- 'bak Berkay bu Orhan -Orhan'ı da bok gibi söyledi-, Türkmüş o da.' Berkay 'Türk müsün la,' dedi, 'Evet abi Türk'üm.' dedim. O arada nereden geldiğini bilmediğim bi top sakallı 'Abi Alpkan ben de, nasılsın?' dedi. Kızlardan çektim bakışlarımı, onlar da Berkay'la beraber gitti. Alpkanla iki goygoy yaptık, sonra döner gömmeye gittik. 15 yaşındaydı Alpkan. 40 yaşında falan görünüyordu halbuki.
Günler günleri kovaladı, ben Alpkan'dan ölümüne baydım. Berkay'la arkadaş olduk, onun Türk arkadaşlarıyla... Mathilda ve Chloe sürekli bu türkoların yanında dolaşıyordu, haliyle benim de yanımdalardı. Chloe flörtöz hatundu, Mathilda da herkesle arkadaştı, Berkay'la özel bir zenci selamları vardı. Ufak tefek bir kızdı zaten ama tatlıydı, hoşuma gitmişti. Ben mi bozuktum yoksa bu adamlar mı minyon sevmiyordu, kimse yürümüyordu Mathilda'ya çünkü. Ben yürüyecektim ama, karar verdim.
Okul her perşembe günü aynı yerde parti veriyordu Final Party adıyla. Her perşembe birilerinin son perşembesi oluyordu malum. Olay da basitti, damgalanıp içeri giriyorduk, biraya - tekilaya birer yüro daha fazla verip orta alanda dans ediyorduk, herkes birbirini fordluyordu ve nihayet kalacak yeri olan insanlar sikişiyor, olmayanlar öpüşüp elleşip dağılıyordu. 2 hafta olmuştu ben Münih'e geleli, icraat yoktu. Çirkin de değildim ki mnkym, kendi çemberimde ısırılası bir yanım olduğunu düşünüyordum. Lafın gelişi yani. Ne diyordum? O perşembelerden biriydi işte. Mathilda'yı göz hapsine aldım. Sigarasının pakedi çita desenliydi, oradan girdim, derken biramdan bir yudum aldı, sigarasından bir fırt aldım, yanına çömdüm. Camın diğer tarafına bakıyordum, insanlar çifter çifter emişiyordu. Kötü hissettim kendimi blog, na şurama öküz oturdu samimi söylüyorum. 'Kaldıracağım ulan, bu kızı dansa kaldıracağım, ben de emişsem ne olur sanki,' dedim. Cesaretimi topladım, sigaramı attım, tam ağzımı açmıştım ki telefon kilit ekranını gördüm bu altı milisaliselik sürede. Siyah beyaz bir fotoğraftı, adamın biriyle sarmaş dolaştı. Manitiydi kesin. Kafadan vurulmuşa döndüm.
ya ben bunları niye anlatıyorum ki amınakoyim. özetle kızın sevgilisi varmış, belli ede ede yanına gidince, göz kontağını kesmeyince bunu anladı ve uzak durmaya çalıştı işte benden. defol git de diyemiyordu, dedim ya başlıkta iyi niyet nasıl suistimal edilir diye, bu şekil ettim işte. herkesle vedalaşıyordu ki formaliteden bana da sarıldı, ben sımsıkı tutup bırakmadım, abaza gibi de kulağına 'ya ne kötü az vaktimiz vardı :ddd' falan dedim. kendini benden çekmeye çalıştı ama ben onu bırakana kadar kurtulamadı benden. sonra fransızca söylene söylene gitti.
anlatacak çok şey yokmuş. dilerseniz sizinle 80 dakikalık bir derste ona yazdığım şiiri paylaşayım da affedin beni
Anamı Siktin Be Mathilda
yeşil yeşil gözlerin
pek tatlıdır sözlerin
elimde değil özlerim
anamı siktin mathilda
final partide tanıştık
çabucak birbirimize alıştık
yer yer baya' yapıştık
anamı siktin mathilda
bir ara türkiyeye gelesin
seni ağırlarız bilesin
yavrum sen de dansöz gibisin
anamı siktin mathilda
fransızlar sağlam olur derlerdi
unuttum, sizin orada ne yerlerdi?
türkiyede seni fena emerlerdi
anamı siktin mathilda
cumartesi olacaksın dönüş yolunda
ağlasam mı bilmem, üzüntü babında
öğrendiğimden beri gönlün bir soysuzda
anamı siktin be mathilda
Orhan P. 2013
Yorumlar
Yorum Gönder