Akçakoca Evlerinde Uyandığım Galiz Fecre Rağmen Meşrubat Alıp Zevk-ül Sefa'ya Varmağa Çıktığım Yolda Rast Geldiğim Kösnül Bakkalı Halet-i Ruhiyemin Irzına Geçtiği İçin Nasıl Lağvettim?
İki gecedir yattığım yer müthiş rahatsız olmalıydı ki ben yine -muhtemelen- saçma sapan bir saatte uyanmıştım. Güneş yerinde duruyordu ama... Bu durumu fırsata çevirip kalkmayı ve güzel bir kahvaltı gömüp prodaktif olmayı düşündüm ama ayaklanacak gücü bulayınca kendimde uzun oturur vaziyete geçip şööyle bir kütlettim boynumu, kaburgamı ve omurlarımı. Gözlerimdeki uykudan kalan ıslak ve yapış yapış mağrurluk beni olduğum yere mıhlamıştı. Kol saatime uzandım ve saate baktım, erkendi. Yediyi bir şeyler geçiyordu ama çeyrek geçmiyordu mesela. Ellerimi birleştirip kafama yuva yaptım, esnedim. Esnemekten çenem çıkacak gibi oldu. Çıkarmış ya zaten insanların çeneleri esnemekten. Bir daha esnedim ve ses çıkararak ayaklarımı koltuktan aşşaa salladım. Bu sefer de suratıma, dizlerimin üzerine dirseklerimi ekleyerek yuva yaptım. Uykum var mıydı acaba hâlâ? Gözlerimi kapadım, penceresiz cama vuran güneş göz kapaklarımı içten görebileceğim şekilde renklendirdiyse de gözlerimde onları açtığımda herhangi bir acı yoktu. Demek ki uykumu almıştım. Ayaklanacak gücü de bunun muhakemesini yapınca buldum.
Ev ortaklarının birinden bana emanet olan kırmızı pijama altı ve farklı renk ve desenden dikme bir ön cebi olan pembe, janti işi tişörtüyle inivereyim dedim aşağı, zaten geri dönerdim. Çok değil, bi' bakkal bulup kutu neskayfe almaya niyetlenmiştim, körfez/tepe havasını da teneffüs edersem eğer şöyle güzelce sigaranın altına güzel altlık olacaktı. Normalde erken kalkmayan ama hep erken kalkmaya niyetlenen adamın bir gün aniden erken kalkması olayının efsununa kapılmıştım. Kararlı adımlarla yürüdüm, kapıyı açıp çıkacaktım. 'Anahtar yok yalnız' diye düşündüm. Yüklüğün önüne asmıştı ev sahipleri paltolarını. Birinin cebine elimi rastgele attım, elime anahtarlık geldi. Kapıyı açıp bi' kilitle-aç denemesi yapıp emin olduktan sonra kapıyı çekip çıktım. Çıplak ayaklarla kapı dışında olduğumu fark edince de ayakkabımı giymeye üşenip kenardaki parmakarasıları geçirdim ayağıma.
Evvelki akşam gelirken buranın adresini kafama 'otobüs çok keskin bir viraj alıp dikine devam ettiği gibi inecek var şeyine bas' olarak kodlamıştım. Bir sigara yakıp indiğim durağa geldim, bir aşağı bir yukarı baktım, aşağıda iş yoktu; ben de dikine devam ettim otobüsün yaptığı gibi. Zor geldi ağzımda sigarayla yokuş yürümek. Anlamı da yoktu ki .mna koyim o saatte uyanmış olup dışarı çıkmanın, hiçbir şey için değil de, yalnız 'bir gaz vurduk kendimizi yola' diye devamını getirmeye motive ettim bünyeyi. Kulaklığı telefona takıp dün gece dinlediğimiz tarzda bilimum şarkının olduğu pleyliste girdim, ki pleylistin adı da 'Türkçe', içinde ayrı bir kategorizasyon olmadığı için alette Türkçe olan HER ŞEY listedeydi.
Meyhaneci sarhoşum bu gece
Âşığım âşık çal bu gece
Tak etti canıma yalnız her gece
İçiyoruz yine bu gece
Yollarda görülmeye değer şeyin olmaması tadımı kaçırdı. Körfezi de arkama aldığım için dışarıda olmanın tek görsel estetiği na karşımda dizili dağların yeşil tepelerine bakmaktı. O da keyif vermiyordu ulan. Aradığımı bulamamıştım. Ben yürüdükçe o pespaye parmak arası terlik daha da çok parmaklarımın arasına geçiyordu, terleyen ayaklarıma yapışan plastik taban inanılmaz irite ediyordu beni. Kirli hissetiriyordu kendimi. Sigarayı atsam da nefes alsam diye düşünürken sigaranın yanmamış yarısı da tıpkı yürüdüğüm yol gibi gözümde büyüdü.
İçiyorum her geceHer gece başka bir eğlence
Derken çok acayip bir hatun göründü yolun kenarından. Kızı görür görmez istemeden şarkının sesini sonuna kadar kıstım. O benim aksime dik yokuşu iniyordu, bundan adımlarını kısaltıp dengesini sağlamaya uğraşıyordu yürürken. Bir adımını hızlı ve geniş atsa ayağı boşa çıkar, surat üstü yere düşerdi maazallah. Ben bunları düşünürken o geçip gitti. Hoşuma gidiyordu sanırım.
Her şeyi boşver çal bu gece
İçiyoruz yine bu gece
Şarkıyı değiştirdim.
Bir süre daha yürüdüm ve artık yokuş çıkmaktan yokuş inmeye başladığım noktada nihayet bir adet bakkal gördüm. Taş çatlasa yarım saat evvel açmıştı dükkanı. Hiçbir veri yoktu elimde ama en büyük şerefsizdim dükkanı açalı yarım saatten fazla olduysa da. Etrafta da kimsecikler görünmüyordu. Bundan dolayı şaşırdım. Saat erkendi eyvallah da benim gibi gebeşlere erkendi, benim memleketimde, hadi benimkini geç bildiğim kadarıyla medeniyetin gittiği bütün memleketlerde saat yedi oldu mu insanların büyük kısmı işlerine gider, uyanık olur. Öğrenciler de uyanık olur. Emekliler hakeza. Esnaf zaten uyanıktır.
Belki de havada bir sıkıntı vardı da ben post apokaliptik başıboşluğunda bakkalı görünce anca kokusunu aldım. Bilemiyorum Gürkan, hiç bilemiyorum. Dükkanın yerleri beyaz lekeli natürel mermer kaplamalı avlusunu geçerken yerdeki toza gayrı ihtiyari baktım ve dedim ki 'ulan bu adamlar da kıç kadar mekanı ekmek teknesi belleyip bekçiliğini yapıyorlar, ne monoton iş.'
Camı buğulu soğuk içecek dolabını açarken öteki elimle tek tek çıkardım kulaklıkları. Çok yüksek sesli dinlemişim, kafam şaşırdı bir an dış ortam sesiyle buluşunca. İki saniye kadar sonra kendime geldim. Çıkarmama rağmen kulaklıktan belli belirsiz duyuyordum müziği... Kulaklarım ağrımış. Başım da ondan ağrıyor muhtemelen. Omuz, sırt neden ağrıyor abi o zaman? Kulaklıktan mı? Koltuk çok sıkıntı çok. Amma ağrımış be her tarafım, bir gün daha kalırsam o evde, sevdiğim kadını siksinler şuracıkta. Ev ortamı güzel, çocuklar da efendi çocuklar kafa çocuklar da işte insan da yatak arıyor yatma vakti gelince. Ha, koltuk rahat mı dersen rahatsız değil derim ama dar işte dar, bir tarafım hep yer çekimiyle içli dışlı, gerek önüm gerek arkam, sağım solum s...
-BİRADER TAM OLARAK NE BAKTIN SEN dedi bakkal olduğunu tahmin ettiğim adam. Tahminde kalmıştı, içecek almaya şartlandığımdan kafamı çevirip ona bakmamıştım çünkü. Kafamı çevirip baktım. Adam bakkaldı. Gülümseyip 'kolay gelsin abi' dedim ve kafamı açık soğuk içecek dolabına yeniden çevirdim. Allah allah. Boştu. Ben de bu arar gözlerle baya' baya' boş bir dolaba bakıyormuşum ne zamandır. Kafa da yerinde değil ki anasını satayım. Aşağı tarafta bir şey var mıdır diye hafif domalır pozisyona geçtim. Şööyle bir taradım gözümle, öteki köşedeki su şişeleri hariç bir şişe tekila vardı dolapta. Yani sanırım tekilaydı şişedeki. Olmeca şişesinin tıpkısıydı çünkü tasarım olarak. İki eş dairenin teğet noktalarının birleştirilmesiyle oluşturulan geometrik şekilli gri etiketi üzerindeki mavi şeritte kocaman SÖBÜ yazıyordu. SÖBÜ markalı bir tekilaydı bu. Sol dizimi azıcık kırıp iyice görmek adına biraz daha eğildim ve sol elimle şişeyi kırk derece kadar çevirdim. SÖBÜ TEKİLA. TTA AŞ. HACMEN %35 ALK.
-KARDEŞ NE ARADIN NE
Bakkal denen davar ikinci kere benim bilinç akışımı yarıda kesmişti. Kuruldum. 'Neskafe abi,' dedim, 'olmadı aysti falan varsa öyle bir şey de alabilirim.'
-Birader var gibi mi gözüküyor?
-Yok abi estağfurullah...
.
.
.
.
...'BEN Bİ SU ALAYIM ABİ O ZAMAN' deyip dolabın iyice solunda kalan sulara uzandım. Bayağı solda kaldığı için dolabın içine kolumla beraber omzumu sokarak bir tanesini kapağından tuttum ve su şişesinden tepeyi de dağıtarak kendime çektim. Dolabın kapağını kapatırken de aslında sulara daha yakın olan taraf için de kapak olduğunu görüp davarlığımdan utandım.
'Bi de çakmak alayım abi şunu *çıth çıth* yanıyosa *varşh* heh. Bunu.'
Kredi kartımı uzattım. Aleti iki bip bipletti ve şifre yazayım diye bana çevirdi. Kafasını başka yere çevirmek şöyle dursun yüzüme, gözlerime bakıyordu. 'Herhalde,' dedim 'dolaba omuzumu falan da sokunca kuruldu.' Eyvallah, olsun; ben olsam ben de kurulurdum. Gülümseyip çok hafif kafamı salladım. Şifrenin iki hanesini girmiştim ki TUTAR kısmına baktım. 5,00₺ yazıyordu. 'abi yalnız...' diyebildim çok ince sesle, durdum çünkü bir ihtimal yanlış mı yaptık matematiğini diye tekrar hesaplama ihtiyacı duydum: Su 0,75₺ zaten, çakmağı da her yerde 1 liraya satılanından aldım, bir buçuk olsa, HADİ İKİ LİRA OLSA yine fiyat 2,75 çıkıyor.
-Abi yalnız sen beş lira yazmışsın hangisi beş lira tuttu bunların? diye çıkıştım ki adam pos cihazından kartımı hızla çekip BİRADER ANASINI SİKTİN DOLABIN ON DAKİKA AÇIK TUTTUN DOLABI diyerek ısrar etti. 'Ver abi şunu napıyosun uzatma' dedim, karta uzandım ama benden hızlı davranıp kartı göt cebine attı.
ULAN NASIL OLUR VER LAN KARTIMI diyip üzerine çullanacaktım ki dirseğini 90° kırıp yanlayarak gardını aldı. Benden biraz daha uzundu adam, aramızda mesafe oluştu. Göğsüme dayadı kolunu. Çaresizce kulaklarına asıldım, çekiyorum. İtekliyor o da beni. BEN SAADETTİN HÜLAGÜ'YÜ YAKINDAN TANIYORUM ULAN YAKARIM SENİ YAKARIM dedim, sesimi bastırıp SİKERİM LAN SENİN REKTÖRÜNÜ NAPACAK BANA AMINAKOYİM dedi, ve beni kafa-omza aldı, BURAYI MI YIKACAK. O beni bakkal masasının arkasına çekmeye çalışıyordu ben onu çıkışa. İt-çeklerle adeta iki geri zekalı gibi boğuşuyorduk. ANASINI SİKTİĞİM BAKKALI BRAK LAN haayvanjsg... Ağzımı tastamam kapatmış, bastırıyordu kafamı. Burnum inanılmaz acıyordu. Ben onun kafa-omzundan kurtulmaya debeleniyordum ki bıraksın diye sağa sola salladığım elim bir şeyin bir kaç tuşa aynı anda dokundu. Parmaklarımı üzerinde gezdirdim, hesap makinesiydi bu. Yerini tayin etmiştim. Canhıraş bir şekilde makinayı yakaladım ve bakkalın yüzüne çaldım. Kafasını sigara dolabına çarptı ve patır patır sigaraları yere döktü. Anın şokuyla kollarını gevşetince ben de bir güçle kendimi kollarından kurtardım. Burnum akmış ve gözlerim kızarmıştı. VER LAN KARTIMI dedim, GEL ANANIN AMINI VERİCEM SANA GEL dedi. Üzerime yürümeye başladı, ben de sırtımı çıkışa vererek geri geri yürüdüm. Kapının önüne kadar gelmiştik. Aramız da üç adım ya var ya yok, istese kolumdan tutup çeker ama belli ki o da çekiniyor dokunmaya bana. Geri geri adımlarken bir ayağımın yarısından azı boşa çıktı, o an allahtan kot farkını iyi kestirdim de sırt üstü yere düşmedim, düşseydim kafamı çarpar savunmasız kalırdım, derken adam da beni altına alır, derken hastanede yirmi sekiz dikiş yerim..
...Derken sağ sağlim attım kendimi aşağı. Ben attım da, adam benim dışarı çıktığımı görünce kaçıp gideceğimden şüphelendi herhalde, ileri atılacak oldu. Koşar adım pozisyona geçeyim derken kot farkını ayarlayamadı ve bir ayağı tamamen boşa çıktı.
Bazı anlar vardır ya hani Gürkan, kısacık süre sanki sen ölç, biç, karar ver diye uzar ya. Benimkisi de o hesap işte. Yukarıda allah var bak, bu altı saliselik an öyle yavaş geçti ki benim için, adamın ayağının boşa çıkacağını görür görmez çenesinin çıkınına yumruk vurmaya nasıl olduysa karar verdim ve o ani denge kaybı -ve tabi ki newton fiziği- yüzünden yüzünün öne çıktığı an -tamamen omurilikten bir hesapla- çenesinin çıkına direği çıkarttım. Kıtırt etti elimin altında adamın çenesi. Omzunun üzerine, bok çuvalı gibi düştü. 'Çenesi mi çıktı, çenesini mi kırdım acaba ne yaptım?' diye düşünmedim. Düşündümse de bilincimin çok altlarında düşündüm, bunun paniğine kapılmadım. Aniden oldu her şey. Serinkanlılıkla adamın arka cebinden mavi köşesi görünen kredi kartımı alıp adamı ölüme terk ettim.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Ertesi gün daha mutaassıp olduğu herkesçe kabul edilecek bir saatte -akşamüstü saatleri- sigara almaya yine o bakkala adımlarken buldum kendimi. Zaten geçen gece de aynı koltukta uyumuştum. İnsan ne oldum değil ne olacağım demeli. Yarı yolda nereye gittiğimi fark edince içime rahatsız bir his girdi, korku desen değil, pişmanlık desen değil. Ne ola ki? Bakkal dükkanını görür görmez de tarif edilemez bir kusma hissi. Niye hâlâ inatla yürüyordum? Dönmeye karar verir gibiydim ama gürbüz bakkal ağzında sigarasıyla dükkanından çıktı. Yirmi metre ötemdeydi. Kilitlenmiştim. Derken beni gördü. Sigaranın müsade ettiği kadar açılan yarım ağzıyla 'Birader geliversene bi.' dedi.' *burada sesini biraz daha yükselterek* 'Gel gel.' *sigarayı eline alıp büsbütün bağırarak*'ULAN GEL bi' şey yapmayacağım gel.' dedi. Üçüncü telkininde anca aptallığı üzerimden attım. İbrahim Erkal mahçupluğuyla, korka korka yanına yürüdüm. Dün sabah yaşadıklarımızdan sonra beni sağ bırakması namümkündü, biliyordum. Adamın canına kast etmiştim. Ayaklarım büyük bir yanlışın içindeydi.
Durdum yanında.
Ağlayacak gibiydim.
'A..ağbi,' dedim. 'çok özür dilerim dün için.'
Sigarasını yaktı.
'Kardeşim ben de sana aynını söyleyecektim, ayıp ettik affola,' dedi. Şaşırdım. Nasıl olabilir lan? Bu hayvanın oğlu değil miydi dün ben dalgınlıkla dolabı açık bıraktım diye kredi kartımdan 2.25 lira fazla çekip cukka yapmaya niyetlenen, itiraz edince kartı arka cebine atıp tatsız olaylar yaşamamıza sebebiyet veren adam? Bu karakterde, bu fevrilikte bir adam mı her şeye sünger çekip bir de üzerine benden özür dileyecekti? Üstelik ben onu ÖLDÜRDÜĞÜME emin bir şekilde, arkama bakmadan siktirip gitmiş, leşini kargalara bırakmışken? Bunları yüzüne söylemişim gibi cevap verdi bana:
-Dün bir belgesel izledim, adam ne diyordu biliyor musun? Diyordu ki biz eğer yüzyüze baktığımız insanlarla bir hoş sohbet edemiyorsak, bir dal sigaramızı ikram edemiyorsak dünyanın haliyle ilgili şikayet etmeye ne hakkımız var diyordu. Ne hakkımız var? Çok kötü hissettim kardeşim, bi' tatsızlık yaşandı aramızda ama şurada yüzyüze bakıyoruz, dargınlık küskünlük olmaz. Al bi sigaramı iç.
Hassssiktir be oradan dedim içimden.
-Lan alsana bi sigara! Bakma mal mal, yak bi pall mall :d
Uzattığı sigarayı kabul ettim.
Böyle işte Gürkancım.
Ev ortaklarının birinden bana emanet olan kırmızı pijama altı ve farklı renk ve desenden dikme bir ön cebi olan pembe, janti işi tişörtüyle inivereyim dedim aşağı, zaten geri dönerdim. Çok değil, bi' bakkal bulup kutu neskayfe almaya niyetlenmiştim, körfez/tepe havasını da teneffüs edersem eğer şöyle güzelce sigaranın altına güzel altlık olacaktı. Normalde erken kalkmayan ama hep erken kalkmaya niyetlenen adamın bir gün aniden erken kalkması olayının efsununa kapılmıştım. Kararlı adımlarla yürüdüm, kapıyı açıp çıkacaktım. 'Anahtar yok yalnız' diye düşündüm. Yüklüğün önüne asmıştı ev sahipleri paltolarını. Birinin cebine elimi rastgele attım, elime anahtarlık geldi. Kapıyı açıp bi' kilitle-aç denemesi yapıp emin olduktan sonra kapıyı çekip çıktım. Çıplak ayaklarla kapı dışında olduğumu fark edince de ayakkabımı giymeye üşenip kenardaki parmakarasıları geçirdim ayağıma.
Evvelki akşam gelirken buranın adresini kafama 'otobüs çok keskin bir viraj alıp dikine devam ettiği gibi inecek var şeyine bas' olarak kodlamıştım. Bir sigara yakıp indiğim durağa geldim, bir aşağı bir yukarı baktım, aşağıda iş yoktu; ben de dikine devam ettim otobüsün yaptığı gibi. Zor geldi ağzımda sigarayla yokuş yürümek. Anlamı da yoktu ki .mna koyim o saatte uyanmış olup dışarı çıkmanın, hiçbir şey için değil de, yalnız 'bir gaz vurduk kendimizi yola' diye devamını getirmeye motive ettim bünyeyi. Kulaklığı telefona takıp dün gece dinlediğimiz tarzda bilimum şarkının olduğu pleyliste girdim, ki pleylistin adı da 'Türkçe', içinde ayrı bir kategorizasyon olmadığı için alette Türkçe olan HER ŞEY listedeydi.
Meyhaneci sarhoşum bu gece
Âşığım âşık çal bu gece
Tak etti canıma yalnız her gece
İçiyoruz yine bu gece
Yollarda görülmeye değer şeyin olmaması tadımı kaçırdı. Körfezi de arkama aldığım için dışarıda olmanın tek görsel estetiği na karşımda dizili dağların yeşil tepelerine bakmaktı. O da keyif vermiyordu ulan. Aradığımı bulamamıştım. Ben yürüdükçe o pespaye parmak arası terlik daha da çok parmaklarımın arasına geçiyordu, terleyen ayaklarıma yapışan plastik taban inanılmaz irite ediyordu beni. Kirli hissetiriyordu kendimi. Sigarayı atsam da nefes alsam diye düşünürken sigaranın yanmamış yarısı da tıpkı yürüdüğüm yol gibi gözümde büyüdü.
İçiyorum her geceHer gece başka bir eğlence
Derken çok acayip bir hatun göründü yolun kenarından. Kızı görür görmez istemeden şarkının sesini sonuna kadar kıstım. O benim aksime dik yokuşu iniyordu, bundan adımlarını kısaltıp dengesini sağlamaya uğraşıyordu yürürken. Bir adımını hızlı ve geniş atsa ayağı boşa çıkar, surat üstü yere düşerdi maazallah. Ben bunları düşünürken o geçip gitti. Hoşuma gidiyordu sanırım.
Her şeyi boşver çal bu gece
İçiyoruz yine bu gece
Şarkıyı değiştirdim.
Bir süre daha yürüdüm ve artık yokuş çıkmaktan yokuş inmeye başladığım noktada nihayet bir adet bakkal gördüm. Taş çatlasa yarım saat evvel açmıştı dükkanı. Hiçbir veri yoktu elimde ama en büyük şerefsizdim dükkanı açalı yarım saatten fazla olduysa da. Etrafta da kimsecikler görünmüyordu. Bundan dolayı şaşırdım. Saat erkendi eyvallah da benim gibi gebeşlere erkendi, benim memleketimde, hadi benimkini geç bildiğim kadarıyla medeniyetin gittiği bütün memleketlerde saat yedi oldu mu insanların büyük kısmı işlerine gider, uyanık olur. Öğrenciler de uyanık olur. Emekliler hakeza. Esnaf zaten uyanıktır.
Belki de havada bir sıkıntı vardı da ben post apokaliptik başıboşluğunda bakkalı görünce anca kokusunu aldım. Bilemiyorum Gürkan, hiç bilemiyorum. Dükkanın yerleri beyaz lekeli natürel mermer kaplamalı avlusunu geçerken yerdeki toza gayrı ihtiyari baktım ve dedim ki 'ulan bu adamlar da kıç kadar mekanı ekmek teknesi belleyip bekçiliğini yapıyorlar, ne monoton iş.'
Camı buğulu soğuk içecek dolabını açarken öteki elimle tek tek çıkardım kulaklıkları. Çok yüksek sesli dinlemişim, kafam şaşırdı bir an dış ortam sesiyle buluşunca. İki saniye kadar sonra kendime geldim. Çıkarmama rağmen kulaklıktan belli belirsiz duyuyordum müziği... Kulaklarım ağrımış. Başım da ondan ağrıyor muhtemelen. Omuz, sırt neden ağrıyor abi o zaman? Kulaklıktan mı? Koltuk çok sıkıntı çok. Amma ağrımış be her tarafım, bir gün daha kalırsam o evde, sevdiğim kadını siksinler şuracıkta. Ev ortamı güzel, çocuklar da efendi çocuklar kafa çocuklar da işte insan da yatak arıyor yatma vakti gelince. Ha, koltuk rahat mı dersen rahatsız değil derim ama dar işte dar, bir tarafım hep yer çekimiyle içli dışlı, gerek önüm gerek arkam, sağım solum s...
-BİRADER TAM OLARAK NE BAKTIN SEN dedi bakkal olduğunu tahmin ettiğim adam. Tahminde kalmıştı, içecek almaya şartlandığımdan kafamı çevirip ona bakmamıştım çünkü. Kafamı çevirip baktım. Adam bakkaldı. Gülümseyip 'kolay gelsin abi' dedim ve kafamı açık soğuk içecek dolabına yeniden çevirdim. Allah allah. Boştu. Ben de bu arar gözlerle baya' baya' boş bir dolaba bakıyormuşum ne zamandır. Kafa da yerinde değil ki anasını satayım. Aşağı tarafta bir şey var mıdır diye hafif domalır pozisyona geçtim. Şööyle bir taradım gözümle, öteki köşedeki su şişeleri hariç bir şişe tekila vardı dolapta. Yani sanırım tekilaydı şişedeki. Olmeca şişesinin tıpkısıydı çünkü tasarım olarak. İki eş dairenin teğet noktalarının birleştirilmesiyle oluşturulan geometrik şekilli gri etiketi üzerindeki mavi şeritte kocaman SÖBÜ yazıyordu. SÖBÜ markalı bir tekilaydı bu. Sol dizimi azıcık kırıp iyice görmek adına biraz daha eğildim ve sol elimle şişeyi kırk derece kadar çevirdim. SÖBÜ TEKİLA. TTA AŞ. HACMEN %35 ALK.
-KARDEŞ NE ARADIN NE
Bakkal denen davar ikinci kere benim bilinç akışımı yarıda kesmişti. Kuruldum. 'Neskafe abi,' dedim, 'olmadı aysti falan varsa öyle bir şey de alabilirim.'
-Birader var gibi mi gözüküyor?
-Yok abi estağfurullah...
.
.
.
.
...'BEN Bİ SU ALAYIM ABİ O ZAMAN' deyip dolabın iyice solunda kalan sulara uzandım. Bayağı solda kaldığı için dolabın içine kolumla beraber omzumu sokarak bir tanesini kapağından tuttum ve su şişesinden tepeyi de dağıtarak kendime çektim. Dolabın kapağını kapatırken de aslında sulara daha yakın olan taraf için de kapak olduğunu görüp davarlığımdan utandım.
'Bi de çakmak alayım abi şunu *çıth çıth* yanıyosa *varşh* heh. Bunu.'
Kredi kartımı uzattım. Aleti iki bip bipletti ve şifre yazayım diye bana çevirdi. Kafasını başka yere çevirmek şöyle dursun yüzüme, gözlerime bakıyordu. 'Herhalde,' dedim 'dolaba omuzumu falan da sokunca kuruldu.' Eyvallah, olsun; ben olsam ben de kurulurdum. Gülümseyip çok hafif kafamı salladım. Şifrenin iki hanesini girmiştim ki TUTAR kısmına baktım. 5,00₺ yazıyordu. 'abi yalnız...' diyebildim çok ince sesle, durdum çünkü bir ihtimal yanlış mı yaptık matematiğini diye tekrar hesaplama ihtiyacı duydum: Su 0,75₺ zaten, çakmağı da her yerde 1 liraya satılanından aldım, bir buçuk olsa, HADİ İKİ LİRA OLSA yine fiyat 2,75 çıkıyor.
-Abi yalnız sen beş lira yazmışsın hangisi beş lira tuttu bunların? diye çıkıştım ki adam pos cihazından kartımı hızla çekip BİRADER ANASINI SİKTİN DOLABIN ON DAKİKA AÇIK TUTTUN DOLABI diyerek ısrar etti. 'Ver abi şunu napıyosun uzatma' dedim, karta uzandım ama benden hızlı davranıp kartı göt cebine attı.
ULAN NASIL OLUR VER LAN KARTIMI diyip üzerine çullanacaktım ki dirseğini 90° kırıp yanlayarak gardını aldı. Benden biraz daha uzundu adam, aramızda mesafe oluştu. Göğsüme dayadı kolunu. Çaresizce kulaklarına asıldım, çekiyorum. İtekliyor o da beni. BEN SAADETTİN HÜLAGÜ'YÜ YAKINDAN TANIYORUM ULAN YAKARIM SENİ YAKARIM dedim, sesimi bastırıp SİKERİM LAN SENİN REKTÖRÜNÜ NAPACAK BANA AMINAKOYİM dedi, ve beni kafa-omza aldı, BURAYI MI YIKACAK. O beni bakkal masasının arkasına çekmeye çalışıyordu ben onu çıkışa. İt-çeklerle adeta iki geri zekalı gibi boğuşuyorduk. ANASINI SİKTİĞİM BAKKALI BRAK LAN haayvanjsg... Ağzımı tastamam kapatmış, bastırıyordu kafamı. Burnum inanılmaz acıyordu. Ben onun kafa-omzundan kurtulmaya debeleniyordum ki bıraksın diye sağa sola salladığım elim bir şeyin bir kaç tuşa aynı anda dokundu. Parmaklarımı üzerinde gezdirdim, hesap makinesiydi bu. Yerini tayin etmiştim. Canhıraş bir şekilde makinayı yakaladım ve bakkalın yüzüne çaldım. Kafasını sigara dolabına çarptı ve patır patır sigaraları yere döktü. Anın şokuyla kollarını gevşetince ben de bir güçle kendimi kollarından kurtardım. Burnum akmış ve gözlerim kızarmıştı. VER LAN KARTIMI dedim, GEL ANANIN AMINI VERİCEM SANA GEL dedi. Üzerime yürümeye başladı, ben de sırtımı çıkışa vererek geri geri yürüdüm. Kapının önüne kadar gelmiştik. Aramız da üç adım ya var ya yok, istese kolumdan tutup çeker ama belli ki o da çekiniyor dokunmaya bana. Geri geri adımlarken bir ayağımın yarısından azı boşa çıktı, o an allahtan kot farkını iyi kestirdim de sırt üstü yere düşmedim, düşseydim kafamı çarpar savunmasız kalırdım, derken adam da beni altına alır, derken hastanede yirmi sekiz dikiş yerim..
...Derken sağ sağlim attım kendimi aşağı. Ben attım da, adam benim dışarı çıktığımı görünce kaçıp gideceğimden şüphelendi herhalde, ileri atılacak oldu. Koşar adım pozisyona geçeyim derken kot farkını ayarlayamadı ve bir ayağı tamamen boşa çıktı.
Bazı anlar vardır ya hani Gürkan, kısacık süre sanki sen ölç, biç, karar ver diye uzar ya. Benimkisi de o hesap işte. Yukarıda allah var bak, bu altı saliselik an öyle yavaş geçti ki benim için, adamın ayağının boşa çıkacağını görür görmez çenesinin çıkınına yumruk vurmaya nasıl olduysa karar verdim ve o ani denge kaybı -ve tabi ki newton fiziği- yüzünden yüzünün öne çıktığı an -tamamen omurilikten bir hesapla- çenesinin çıkına direği çıkarttım. Kıtırt etti elimin altında adamın çenesi. Omzunun üzerine, bok çuvalı gibi düştü. 'Çenesi mi çıktı, çenesini mi kırdım acaba ne yaptım?' diye düşünmedim. Düşündümse de bilincimin çok altlarında düşündüm, bunun paniğine kapılmadım. Aniden oldu her şey. Serinkanlılıkla adamın arka cebinden mavi köşesi görünen kredi kartımı alıp adamı ölüme terk ettim.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Ertesi gün daha mutaassıp olduğu herkesçe kabul edilecek bir saatte -akşamüstü saatleri- sigara almaya yine o bakkala adımlarken buldum kendimi. Zaten geçen gece de aynı koltukta uyumuştum. İnsan ne oldum değil ne olacağım demeli. Yarı yolda nereye gittiğimi fark edince içime rahatsız bir his girdi, korku desen değil, pişmanlık desen değil. Ne ola ki? Bakkal dükkanını görür görmez de tarif edilemez bir kusma hissi. Niye hâlâ inatla yürüyordum? Dönmeye karar verir gibiydim ama gürbüz bakkal ağzında sigarasıyla dükkanından çıktı. Yirmi metre ötemdeydi. Kilitlenmiştim. Derken beni gördü. Sigaranın müsade ettiği kadar açılan yarım ağzıyla 'Birader geliversene bi.' dedi.' *burada sesini biraz daha yükselterek* 'Gel gel.' *sigarayı eline alıp büsbütün bağırarak*'ULAN GEL bi' şey yapmayacağım gel.' dedi. Üçüncü telkininde anca aptallığı üzerimden attım. İbrahim Erkal mahçupluğuyla, korka korka yanına yürüdüm. Dün sabah yaşadıklarımızdan sonra beni sağ bırakması namümkündü, biliyordum. Adamın canına kast etmiştim. Ayaklarım büyük bir yanlışın içindeydi.
Durdum yanında.
Ağlayacak gibiydim.
'A..ağbi,' dedim. 'çok özür dilerim dün için.'
Sigarasını yaktı.
'Kardeşim ben de sana aynını söyleyecektim, ayıp ettik affola,' dedi. Şaşırdım. Nasıl olabilir lan? Bu hayvanın oğlu değil miydi dün ben dalgınlıkla dolabı açık bıraktım diye kredi kartımdan 2.25 lira fazla çekip cukka yapmaya niyetlenen, itiraz edince kartı arka cebine atıp tatsız olaylar yaşamamıza sebebiyet veren adam? Bu karakterde, bu fevrilikte bir adam mı her şeye sünger çekip bir de üzerine benden özür dileyecekti? Üstelik ben onu ÖLDÜRDÜĞÜME emin bir şekilde, arkama bakmadan siktirip gitmiş, leşini kargalara bırakmışken? Bunları yüzüne söylemişim gibi cevap verdi bana:
-Dün bir belgesel izledim, adam ne diyordu biliyor musun? Diyordu ki biz eğer yüzyüze baktığımız insanlarla bir hoş sohbet edemiyorsak, bir dal sigaramızı ikram edemiyorsak dünyanın haliyle ilgili şikayet etmeye ne hakkımız var diyordu. Ne hakkımız var? Çok kötü hissettim kardeşim, bi' tatsızlık yaşandı aramızda ama şurada yüzyüze bakıyoruz, dargınlık küskünlük olmaz. Al bi sigaramı iç.
Hassssiktir be oradan dedim içimden.
-Lan alsana bi sigara! Bakma mal mal, yak bi pall mall :d
Uzattığı sigarayı kabul ettim.
Böyle işte Gürkancım.
Yorumlar
Yorum Gönder