baktım olmuyor bir kenarda kafama sıkarım
odan manzaram
sokağın orman
şiir yazacak hiç kimsem yok esasında. içim hüzünden çok ışıksızlıktan kapkara. aslında, bu gibi akşamlarda, tam da bu saatlerde söylenebilecek çok şey geliyor insanın aklına, ama ne desem boş olacak, belki yalan. o yüzden çok düşünüp az konuşmayı düşündüm ve dürüst olmakla başlayayım dedim. dürüst olacağım: şiir yazacak hiç kimsem yok esasında.
yıllarım yalan söylemekle geçmiş olabilir, yani şöyle bir bakınca bu özlemek ve delicesine sevmek bir noktada seven halimi giyinip konuşmaktan öteye gidememiş çoğu zaman. arayacak daha iyi bir şey mi bulamadım bilmiyorum ama her küçük yakınlaşma ve hoşlantımı kuzey yıldızım yapıyor oluşum yaşanmış olan her şeyi -başkasına anlatmak için dile getirdikçe fark ettiğim üzere- anlamasız bir laçkalığa sürükledi. hayatımın aşkları kadar hayatım olsaydı, karşıdan karşıya geçerken önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa bakmazdım. Böyle işte.
"Yüzünü içine çevirip konuşmaktan hoşlanan bir insanım," diyeceğim fakat hem derdimi tam olarak anlatamamaktan korkuyorum hem de cümle çok düşük oluyor öyle deyince(açıklamasıyla beraber iki düşük cümlem oldu). Kişinin kendini keşfetmesi ve aslında çoğu şeyi kendini keşfetmek için yapıyor olması kanıksanacak bir şey değil fakat her insanda farklı seviyelerde bu istek ve yönelimin şiddeti. Çok temel şeyler -yani ne bileyim kitap okumak, bir şeyler karalamak ya da aynanın karşısına geçip konuşmak- dışında birey kendi kişiliğini oturtma sürecinde ellerini kirletmeye ne kadar meraklıdır, ne kadar değildir bunlar biraz yetiştirilme tarzı, birazcık da yaradılışla ilgili bir noktada. Ben küçükken nesneleri elleyerek ve mıncırarak tanıyan bir çocuk olduğum gibi kendimi tanıma konusunda da pek hevesliydim hep, orada burada rol kesmek güzel şeydi, sonra hatrı sayılır bir süre "manyak mısın mnakoyim, ne biçim hal ve hareketler bunlar, böyle bir durumda insan şöyle şöyle davranır, zaten erdemli biri genel olarak şu şekil olmalıdır, bu meziyetlerin sahibidir" gibi, aslında muhattabımın filanca kişisi olmadığı, filanca kişisiyle tek münasebetimin 'bana örneklediği durumlarda ne gibi davranırdım'dan tümevarımla 'nasıl bir adam olmalıyım'a varmamı sağlayan yolculuğumun bir nevi tedarikçisi olduğu AMINA KOYİM CÜMLE ÇOK UZADI muhabbetler çevirdim, keza onlar da güzeldi. Böyle böyle derken ara sıra i n a n ı l m a z bencilce davrandım insanlara, hayat onların hayatı eyvallah da paylaştığımız şeylerin ne anlamı vardı ki, bana ne? Niye rahatımı bozup mutfaktan su alayım ki? Kanka yandım bi su getiriversene sana zahmet, zaten sosyal tespitlerime meze olmaktan başka çok da bir şeye yaramıyorsun.
Genel durumu anlatabildim mi bilmiyorum, bu kendiyle meşgul olma siki pedagojik ve psikolojik gelişim açısından ne kadar önemli de olsa, bütün hayatın bu olunca etrafındakiler önemli olmuyor. Paylaşımda bulunduğum insanların hedeleri ve hödölörünün bir ağırlığı olmalı benim için, herkes için olmalı. Herkesin hayatı uzayı geriyor, satranç oynamaya gelmedim ki ben de bu hayata. Neyse işte, -açıklama kısmına yirmi iki paragraf ayırmaya niyetim yok, girdikçe içine çıkamıyorum- genel olarak bu dertten mustaribim. 'Yukarıdaki o italik yazının bu italik olmayan yazıyla bir alakası var mı?' diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ne yazık ki var efendim.
Dün gece bu saatlerde hayra alâmet olmayacak, tekinsiz bir ürpertiyle ürperip bir anda yatağımda oturur pozisyona geçtim. Hani bir şeyi çok sonra fark ettiğiniz, o bir şeyin çevre olaylarının hızlıca gözlerinizden akıp geçtiği o an vardır ya, işte o an gelmiş, idrak edişim bir ürperti olup utanmasa yatakta ayağa dikecek kadar sert vurmuştu bedenimi:
BEN SIRF ÖYLESİ DAHA GÜZEL, DAHA ŞAİRÂNE DİYE SÜREKLİ KARIYA KIZA ÂŞIK OLMAYA HAZIR POZİSYONDA GEZEN DAVARIN TEKİYİM. Yani düşünsene lan hep öyle olmadı mı, ne zaman böyle birisi çıksa karşıma biraz mistik ben hemen salıverdim kendimi, çünkü ÖYLESİ DAHA GÜZELDİ (şehir dışında buluşmuştuk öğlen gibi alışverişimiz bittikten sonra iki hoşbeş için her yeri gezdik gönlümüzdeki sakin bir yer bulmaktı her ne kadar söyleyecek cesaretim olmasa da ben onu kitaplar kadar çok seviyordu bir banka oturduk vakit geçti güneş batıyordu durdum ve izledim öyle bir andı ki sanki güneşi doğuran gözleri bebeğinin ölümünü kaldıramadığından bana bakıyordu bana bakışının tek açıklaması buydu sigarası vardı yakmadı dalgalanan deniz saçlarında dolaşan rüzgârı söylerdi bir ben miydim allahım böylesi içten yanmalı seven ne güzel bir gündü otobüs durağına hareketlendiğimizde benim kalbim kanatlanıp kaçtı az sonra gideceğim yer beşiktaştı) ve ben de bu gibi anlamsız maceralar peşinde koşarak aşk adamı gibi avam bir etiketi üzerime aldım, aldım bok vardı dert kalmadı bunu aldım, kapalı kutu gibi dolaşan kadının kokusunu alınca nevrim döndü, çünkü tekrar söylüyorum, belki buna dönüşebileceğimi öngörmedim ama yine BEN SIRF ÖYLESİ DAHA GÜZEL, DAHA ŞAİRÂNE DİYE SÜREKLİ KARIYA KIZA ÂŞIK OLMAYA HAZIR POZİSYONDA GEZEN DAVARIN TEKİYİM.
Hava çok sıcak. Şu anda(gecenin bir yarısı) dışarı don-atlet çıksanız size koymaz, ama benim içim taş çatlasa 7, 8°C, rüzgâr esiyor, tipi var. Kelimelerle anlatamayacağım kadar 'hiç olmadığım gibi' hissediyorum kendimi ve buna alıştım sayılır. Bir süredir böyle bu. Bir süredir uzun cümleler kurmayan, caps lock açık konuşmayanan ve güldürme, 'sevimli' imajını müdafaa etme gibi dertleri olmayan biriyim. O yüzden güzel bir tanışma olmadı size yukarıdaki ben(.... gezen davarın tekiydim). Bir durum tespiti yapmış, ve bilare bir zamanlar ne olduğumu size örneklemiş bulundum. Böyle olmasını istemezdim ama iyi de oldu, yukarıda yazdıklarım ne olmayacağımın bir nevi yazılı nüshası gibi oldu, silmeyeceğim, kalsın.
Ben Orhan Pilsener, bu da benim blogum. Marka değerim yok. Kör bir alıcıya dahi ihtiyacım yok.
sokağın orman
şiir yazacak hiç kimsem yok esasında. içim hüzünden çok ışıksızlıktan kapkara. aslında, bu gibi akşamlarda, tam da bu saatlerde söylenebilecek çok şey geliyor insanın aklına, ama ne desem boş olacak, belki yalan. o yüzden çok düşünüp az konuşmayı düşündüm ve dürüst olmakla başlayayım dedim. dürüst olacağım: şiir yazacak hiç kimsem yok esasında.
yıllarım yalan söylemekle geçmiş olabilir, yani şöyle bir bakınca bu özlemek ve delicesine sevmek bir noktada seven halimi giyinip konuşmaktan öteye gidememiş çoğu zaman. arayacak daha iyi bir şey mi bulamadım bilmiyorum ama her küçük yakınlaşma ve hoşlantımı kuzey yıldızım yapıyor oluşum yaşanmış olan her şeyi -başkasına anlatmak için dile getirdikçe fark ettiğim üzere- anlamasız bir laçkalığa sürükledi. hayatımın aşkları kadar hayatım olsaydı, karşıdan karşıya geçerken önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa bakmazdım. Böyle işte.
"Yüzünü içine çevirip konuşmaktan hoşlanan bir insanım," diyeceğim fakat hem derdimi tam olarak anlatamamaktan korkuyorum hem de cümle çok düşük oluyor öyle deyince(açıklamasıyla beraber iki düşük cümlem oldu). Kişinin kendini keşfetmesi ve aslında çoğu şeyi kendini keşfetmek için yapıyor olması kanıksanacak bir şey değil fakat her insanda farklı seviyelerde bu istek ve yönelimin şiddeti. Çok temel şeyler -yani ne bileyim kitap okumak, bir şeyler karalamak ya da aynanın karşısına geçip konuşmak- dışında birey kendi kişiliğini oturtma sürecinde ellerini kirletmeye ne kadar meraklıdır, ne kadar değildir bunlar biraz yetiştirilme tarzı, birazcık da yaradılışla ilgili bir noktada. Ben küçükken nesneleri elleyerek ve mıncırarak tanıyan bir çocuk olduğum gibi kendimi tanıma konusunda da pek hevesliydim hep, orada burada rol kesmek güzel şeydi, sonra hatrı sayılır bir süre "manyak mısın mnakoyim, ne biçim hal ve hareketler bunlar, böyle bir durumda insan şöyle şöyle davranır, zaten erdemli biri genel olarak şu şekil olmalıdır, bu meziyetlerin sahibidir" gibi, aslında muhattabımın filanca kişisi olmadığı, filanca kişisiyle tek münasebetimin 'bana örneklediği durumlarda ne gibi davranırdım'dan tümevarımla 'nasıl bir adam olmalıyım'a varmamı sağlayan yolculuğumun bir nevi tedarikçisi olduğu AMINA KOYİM CÜMLE ÇOK UZADI muhabbetler çevirdim, keza onlar da güzeldi. Böyle böyle derken ara sıra i n a n ı l m a z bencilce davrandım insanlara, hayat onların hayatı eyvallah da paylaştığımız şeylerin ne anlamı vardı ki, bana ne? Niye rahatımı bozup mutfaktan su alayım ki? Kanka yandım bi su getiriversene sana zahmet, zaten sosyal tespitlerime meze olmaktan başka çok da bir şeye yaramıyorsun.
Genel durumu anlatabildim mi bilmiyorum, bu kendiyle meşgul olma siki pedagojik ve psikolojik gelişim açısından ne kadar önemli de olsa, bütün hayatın bu olunca etrafındakiler önemli olmuyor. Paylaşımda bulunduğum insanların hedeleri ve hödölörünün bir ağırlığı olmalı benim için, herkes için olmalı. Herkesin hayatı uzayı geriyor, satranç oynamaya gelmedim ki ben de bu hayata. Neyse işte, -açıklama kısmına yirmi iki paragraf ayırmaya niyetim yok, girdikçe içine çıkamıyorum- genel olarak bu dertten mustaribim. 'Yukarıdaki o italik yazının bu italik olmayan yazıyla bir alakası var mı?' diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ne yazık ki var efendim.
Dün gece bu saatlerde hayra alâmet olmayacak, tekinsiz bir ürpertiyle ürperip bir anda yatağımda oturur pozisyona geçtim. Hani bir şeyi çok sonra fark ettiğiniz, o bir şeyin çevre olaylarının hızlıca gözlerinizden akıp geçtiği o an vardır ya, işte o an gelmiş, idrak edişim bir ürperti olup utanmasa yatakta ayağa dikecek kadar sert vurmuştu bedenimi:
BEN SIRF ÖYLESİ DAHA GÜZEL, DAHA ŞAİRÂNE DİYE SÜREKLİ KARIYA KIZA ÂŞIK OLMAYA HAZIR POZİSYONDA GEZEN DAVARIN TEKİYİM. Yani düşünsene lan hep öyle olmadı mı, ne zaman böyle birisi çıksa karşıma biraz mistik ben hemen salıverdim kendimi, çünkü ÖYLESİ DAHA GÜZELDİ (şehir dışında buluşmuştuk öğlen gibi alışverişimiz bittikten sonra iki hoşbeş için her yeri gezdik gönlümüzdeki sakin bir yer bulmaktı her ne kadar söyleyecek cesaretim olmasa da ben onu kitaplar kadar çok seviyordu bir banka oturduk vakit geçti güneş batıyordu durdum ve izledim öyle bir andı ki sanki güneşi doğuran gözleri bebeğinin ölümünü kaldıramadığından bana bakıyordu bana bakışının tek açıklaması buydu sigarası vardı yakmadı dalgalanan deniz saçlarında dolaşan rüzgârı söylerdi bir ben miydim allahım böylesi içten yanmalı seven ne güzel bir gündü otobüs durağına hareketlendiğimizde benim kalbim kanatlanıp kaçtı az sonra gideceğim yer beşiktaştı) ve ben de bu gibi anlamsız maceralar peşinde koşarak aşk adamı gibi avam bir etiketi üzerime aldım, aldım bok vardı dert kalmadı bunu aldım, kapalı kutu gibi dolaşan kadının kokusunu alınca nevrim döndü, çünkü tekrar söylüyorum, belki buna dönüşebileceğimi öngörmedim ama yine BEN SIRF ÖYLESİ DAHA GÜZEL, DAHA ŞAİRÂNE DİYE SÜREKLİ KARIYA KIZA ÂŞIK OLMAYA HAZIR POZİSYONDA GEZEN DAVARIN TEKİYİM.
Hava çok sıcak. Şu anda(gecenin bir yarısı) dışarı don-atlet çıksanız size koymaz, ama benim içim taş çatlasa 7, 8°C, rüzgâr esiyor, tipi var. Kelimelerle anlatamayacağım kadar 'hiç olmadığım gibi' hissediyorum kendimi ve buna alıştım sayılır. Bir süredir böyle bu. Bir süredir uzun cümleler kurmayan, caps lock açık konuşmayanan ve güldürme, 'sevimli' imajını müdafaa etme gibi dertleri olmayan biriyim. O yüzden güzel bir tanışma olmadı size yukarıdaki ben(.... gezen davarın tekiydim). Bir durum tespiti yapmış, ve bilare bir zamanlar ne olduğumu size örneklemiş bulundum. Böyle olmasını istemezdim ama iyi de oldu, yukarıda yazdıklarım ne olmayacağımın bir nevi yazılı nüshası gibi oldu, silmeyeceğim, kalsın.
Ben Orhan Pilsener, bu da benim blogum. Marka değerim yok. Kör bir alıcıya dahi ihtiyacım yok.
Yorumlar
Yorum Gönder